29 Eylül 2009 Salı

En Güzel Duayı Bebekler Eder

Bu başlık biraz garibinize gitmiş olabilir. Bundan maksadımı izah etmeye çalışacağım. Tabi ki bu sözümüzden maksad normal insanlara kıyasendir. Peygamberler gibi yüksek mertebeli insanlar bahsimizden hariçtir.

Şimdi bir bebek düşünün. Daha ağzında dişleri yok. Annesini emen bir bebek. Konuşamaz, derdini tam olarak anlatamaz. Çünkü derdini anlatmaktan bile acizdir. İşte o anlamsız hareketleriyle bir şeyler anlatmak ister. Annesi onun acıktığını, altını pislettiğini, gazının olduğunu veya uykusunun geldiğini hemen anlar. Çünkü onun yavrusudur ve yavrusunu tanır.

Bebek yaşı büyüdükçe annenin ona karşı ilgisi azalır. Çünkü artık bebeklikten kurtulmuş ihtiyaçları azalmaya başlamıştır. Bazı şeyleri kendisi yapabilme kudretine erişmiştir. 15 yaşına gelmiş bir birey altını pisletmeyecek, yemeğini kendi yiyebilecek vs. gibi gelişim gösterecektir. Çocuk güç yetirdiği nispette annenin ilgisi azalacaktır.

O halde acziyet şefkati celbeder bir nitelik taşır. O yüzden acziyeti olanlara acır yardım ederiz. Oysa bize verilen bu duygu Allah'ın merhametinin 1/100nün insanlığa verilmiş halidir. Peki bu acziyete insan bu kadar ilgi gösterir de hakiki Şefik olan şefkati alemleri saran Erhamürrahim olan Allah ne kadar ilgi gösterir bir düşünün.

İşte bir bebeğin annesine gösterdiği acziyet o kadar saf ve içtendir ki o nispette annesinden ilgi görür. Biz insanlar aynı o bebek saflığında acziyetimizi içten ve saf bir biçimde Rabbimize sunsak O annelerimizden bile şefkatli olduğundan daha çabuk bizlere cevap verecektir.

Buradan bizim çıkarmamız gereken ders şudur. Dua'nın en makbülü acziyetin bilinerek yapıldığı duadır. Tıpkı bebekler gibi acziyetimizi bilerek dua etmektir.

Rabbimiz, bizlere annelerine acziyetini ifade eden bebekler gibi saf ve içten kendisine dua etmeyi, nasip etsin inşaallah.

Allah'a emanet olun.

Selametle...

Cihan KÜSMEZ

12 Eylül 2009 Cumartesi

Başkası için Dua Etmek Kendine Dua Etmektir

Selamün Aleyküm Arkadaşlar,

Günahkar insanların duası gafleti nisbetinde kabul olmama ihtimalinin yüksek olduğunu biliyoruz. Rabbimiz bizi bu durumdan şöyle kurtarmak istemektedir. "Bana günahsız bir ağızdan dua edin." Bunu söyleyen Peygamber Efendimiz'e (a.s.m) Sahabeler : "Ya rasulullah biz günahsız değiliz ki." Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m) : "Mü'minin mü'mine duası günahsız bir ağızdan yapılmış gibidir."

Şimdi bunu dikkatle düşünelim. Bundan murat nedir acaba ?

Bakınız bu sırra paralel olarak Fatiha suresini gösterebiliriz. İyyake nabüdü ve iyya ... diye giden ayeti hatırlayın. nabüdü derken ibadet ederiz diye çoğul kullanırız. Oysa namazı yalnız kılarken abüdü demiyoruz. Burada bir çelişki var gibi dursa da dinimiz çelişkiden münezzehtir. İbadet ederim anlamına gelen abüdü yerine ibadet ederiz anlamına gelen nabüdü kelimesini söyleriz. Çünkü islam bizdeki eneden(benlik) kurtulup nahnüye (biz) geçmemizi ister. Yani her şeyi toplumla, halkla düşünmek esasındadır.

Bu bencillikten kurtarır nitelikteki nabüdü Peygamberimizin(a.s.m) hadisini tasdikler niteliktedir.

O halde bizler sık sık birbirimize dua etmeliyiz ki bencillik damarlarımız kırılsın. Bizler küs olduklarımıza dua etmeliyiz ki dualarımız daha makbul ve daha kıymettar olsun. Küs olduklarımıza ettiğimiz dualar inşaallah barışmaya dahi vesile olur.

Hele hele şu güzel Ramazan ayında birbirimize dua etmek ne güzeldir.

Rabbimiz bizleri duadan ayırmasın.

Selametle...

06 Eylül 2009 Pazar

Dua ve Şükür

Dua ve Şükür dinimizde çok önemli iki kavramdır. Kur'an-ı Kerim'in bir çok yerinde ne kadar az şükrediyorsunuz gibi ayetler zikredilmektedir. Diğer yandan yine Kur'an-ı Kerim'de duayı öven ayetler de mevcuttur.

Bir çok kişi tarafından şükür sadece nimete, başka bir değişle kendi lehine olan bir şeye karşı teşekkür etmek gibi algılanmaktadır. Çevremizde bir cenazede elhamdülillah diyeni az görürüz. (Şu güne kadar ben gördüğümü de hatırlamıyorum.) Ya da çok zina iftirası gibi ciddi bir iftiraya uğrayanın elhamdülillah dediği görmedik.

Bir islam alimi olan Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri eserlerinde : "Elhamdülillahi alel külli hal" diyor. Yani her durumda elhamdülillah. Biz bu şükrü öğrensek acaba her koşulda söyleyebilecek miyiz ? Nasıl evi soyulan biri bu sözü söyleyecek ?

Yine Gavsul Azam Evliyaların Babası Abdülkadir Geylani Hazretleri öyle bir makamda idi ki. Kendi için dua etmezdi. Onu edepsizlik olarak görmekteydi. (Bunu lütfen yanlış anlamayın ve uygulamaya kalkmayın riyaya ve hataya düşmek ihtimali var.) Nitekim Allah'tan gelen her şeye razı olan Nefs-i Kamile ulaşmış biri olarak sadece Allah'tan gelenlere şükrediyordu. Çünkü O Rabbini çok iyi tanıyordu. O'nun isteyeceklerini ve istediklerini Rabbi çok iyi bilirdi. Şükür'e duadan çok daha fazla zaman ayırıyordu.

Buradan bizlerin çıkarması gereken ders kesinlikle kendiniz için dua etmeyin demek değildir. Buradan çıkan ders: "Dua şükür ile taçlandırılmalıdır." Dua kendi başına olsa bazen menfaat için edilebiliyor. Eğer şükür ile taçlandırılsa sadece menfaat için edilen duayı keser ve sırf lillah için olan bir duaya kalbeder.

O halde dualarımızda şükür halinde olmamız gerektiğini unutmayalım.

Allah'a emanet olunuz.

Selametle...

Cihan KÜSMEZ