Temmuz 2009 içindeki 53 yayından en yeni 20 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Temmuz 2009 içindeki 53 yayından en yeni 20 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Kadir Gecesi Duası

151 - KADİR GECESİNE RASTLADIĞI ZAMAN EDECEĞİ DUA

516 - Hz. Aişe radıyallahu anha diyor ki:

Ya Resulallah, kadir gecesini fark edersem ne diyeyim, dedim. O da şöyle dememi buyurdu:



Allahümme inneke afüvvün tuhibbül afve fafü anni.

Allah'ım, sen çok affedicisin, affetmeyi seversin; beni de affet.

Tirmizi, Daavat, 3513; ıbn Mace, Dua, 3850.

Arkadaşlarımız şöyle demişlerdir: Kadir gecesi çok dua etmek, Kur' an okumak ve kutsal mekanlarda dua etmek müstehaptır. Bunlar yukarıda toplu ve dağınık olarak geçti.

İmam Şafii rahmetullahi aleyh şöyle demiştir:

Kadir gecesinde olduğu gibi gündüzünde de ibadetle uğraşmak müstehaptır. Şafii'nin ifadesi şöyledir: Kadir gecesinde müslümanların önemli işleri için çok dua etmek müstehaptır. Bu; salih kimselerin ve Allah'ı tanıyanların şiarı (alamet - i farikası) dır. Tevfik Allah'tandır.

152 - İTİKAFTA EDİLECEK ZİKİRLER

Bunda da çokça kur'an okumak ve diğer zikirleri etmek müstehaptır.

Kaynak: İmam Nevevi - El Ezkar - Peygamber Efendimizin Dilinden Dualar ve Zikirler

Birilerinin Yanında İftar Edildiği Zaman Okunacak Dua

150 - BİRİLERİNİN YANINDA İFTAR ETTiĞi ZAMAN

514 - Enes radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Sa'd bin Ubade'nin yanına geldi; Sa'd ona ekmekle zeytinyağı getirdi. O da yedi. Sonra şöyle dedi:



Eftara indekümüsaimun ve ekele taamekümül ebrar ve sallet aleykümül melaiketü

Oruçlular yanınızda iftar etti, yemeğinizi iyi kimseler yedi ve melekler size dua ettiler.

Ebu Davud, Et'ıme, 3854.

515 - Enes radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir topluluğun yanında iftar etti ve:




Eftara indekümüssaimun ...

Oruçlular yanınızda iftar etti... dedi.

ibn Sünni, 483.

Kaynak: İmam Nevevi - El Ezkar - Peygamberimizin Dilinden Dualar ve Zikirler

İftar Duası

149 - İFTAR SIRASINDA EDİLECEK DUA

509 - İbn Ömer radıyallahu anhuma diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:




Zehebezzameu vebtelletil uruku, ve sebetel ecrü inşaallahü teala

Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve inşaallah ecrimiz gerçekleşti.

Ebu Davud, Savm, 2357.

Ben de derim ki: Zame' kelimesi susuzluk manasına ve medsiz olarak Tevbe: 12 ayetinde geçmektedir. Bazıları bu kelimeyi karıştırıp medli zannettikleri için bu hatırlatmayı yaptım.

510 - Muaz bin Zühre radıyallahu anh diyor ki: Bana ulaştığına göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle dermiş:





Allahümme leke sümtü ve ala rızkıke eftartu

Allah'ım, senin rızan için oruç tuttum ve senin verdiğin rızıkla iftar ettim.

Ebu Davud, Savm, 2358.

511 - Yine Muaz bin Zühre radıyallahu anhden: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:





Elhamdü lillahillezi eaneni fesumtu, ve rezekani feeftartü

O Allah' a şükürler olsun ki, bana yardım etti oruç tuttum ve bana rızık verdi iftar ettim.

ibn Sünni, 480

512 - İbn Abbas radıyallahu anhuma diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:




Allahümme leke sumna, ve ala rızkıke eftarna, fetekabbel minna, inneke entes semiül alim

Allah'ım, senin rızan için oruç tuttuk ve senin verdiğin rızıkla iftar ettik. Bizden kabul buyur; çünkü sen işiten ve bilensin.

ibn Sünni, 481.

513 - Abdullah bin Amr bin As radıyallahu anhuma diyor ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden:

Oruçlunun iftar zamanı edeceği dua reddolunmaz dediğini işitim.

İbn Ebu Müleyke de: Ravi Abdullah bin Amr'dan, iftar ettiği zaman:



Allahümme inni es'elüke birahmetikelleti vesiat külle şey'in en tağfireli

ibn Mace, Siyam, 1753.

Kaynak: İmam Nevevi - El Ezkar - Rasulullahın Dilinden Dualar ve Zikirler

Ramazan Duaları ve Zikirleri

148 - ORUÇLA iLGİLİ ZİKİ VE DUALAR

Diğer ibadetlerde dediğimiz gibi oruç niyetini de dil ve kalp ile beraber etmek müstehaptır. Eğer sadece kalp ile yaparsa yine yeter. Eğer sadece dille yaparsa, şüphesiz yetmez.

Oruçluya biri söver veya ona aptalca davranırsa, ona iki veya üç kere, ben oruçluyum demesi sünnettir.

507 - Ebu Hureyre radıyallahu anhden: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:

Oruç insanı koruyan kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu zaman kötü konuşmasın ve cahilce davranmasın. Eğer biri ona söver veya onunla kavga ederse: Ben oruçluyum, ben oruçluyum, desin .

Buhari, Savm, 1894; Müslim, Sıyam, 1151.

Ben de derim ki: Vaz geçmesi için bunu karşının duyacağı şekilde sesli söylemelidir. Bazıları da, kendisinin kavga ve döğüşten vaz geçmesi için kalbi ile söyler, demişlerdir. Birinci mana daha açıktır. Allah daha iyi bilir.

508 - Ebu Hureyre radıyallahu anhden: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:

Üç kimsenin duası reddolunmaz: İftar edinceye kadar oruçlunun, adaletli devlet başkanının ve mazlumun.

Tirmizi, Daavat, 3598; ibn Mace, Siyam, 1752; Ebu Davud, Salat, 1536.

Kaynak: İmam Nevevi - El Ezkar - Rasulullahın Dilinden Dualar ve Zikirler

Ramazan Hilali'ni veya Ayını Görüldüğü Zaman Edilecek Dualar

8 ORUÇLA İLGİLİ ZİKİR VE DUALAR

147 - HiLALi VEVA AYI GÖRDÜĞÜ ZAMAN DiYECEKLERi

502 - Talha bin Ubeydullah radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hilali gördüğü zaman şöyle derdi:



Allahümme ehillehu aleyna bilyümni vel imani vesselameti velislami rabbi ve rabbukallah

Allah'ım, bu ayı üzerimize bereket, iman, selamet ve islamla doğdur. Ey ay, benim de senin de Rabbin Allah'tır!

Tirmizi, Daavat, 3451.

503 - İbn Ömer radıyallahu anhuma diyor ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hilali gördüğü zaman şöyle derdi:




Allahu ekber, Allahümme ehillehu aleyna bilemni vel imani vesselameti velislami vettevfiki lima tühibbü ve terda, Rabbuna ve Rabbukallah

Allah en büyüktür. Allah'ım, bunu üzerimize emniyet, iman, selamet, islam ve sevdiğin ve razı olduğun şeye başarı ile doğdur. Ey hilal, bizim de senin de Rabbin Allah'tır.

Darimi, 2/403.

504 - Katade'den: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hilali görrdüğü zaman üç defa şöyle derdi:



Hilale hayrin ve rüşdin, hilale hayrin ve rüşdin, hilale hayrin ve rüşdin, amentü billahillezi halakak, Elhamdü lillahillezi zehebe bişehri keza ve cae bişehri keza

Ey hayır ve doğruluk ayı, ey hayır ve doğruluk ayı, ey hayır ve doğruluk ayı, seni yaratan Allah' a iman ettim. Falanca ayı götüren ve falanca ayı getiren Allah' a hamd olsun.

Ebu Davud, Edeb, 5092.

Katade'nin bir rivayeti de şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hilali gördüğü zaman yüzünü ondan çevirirdi.

Ayı görmeye gelince:

505 - Hz. Aişe radıyallahu anha diyor ki: Ay doğmuştu; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem elimden tuttu ve ayı göstererek, felak sureesinde geçen: Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden dediği budur, dedi.

ıbn Sünni, 653; Tirmizi, Te/sir, 3366.

506 - Enes radıyallahu anh diyor ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Recep ayı girdiği zaman:



Allahümme barik lena firecebe ve şaban ve belliğna ramazan Allah'ım, recebi ve şabanı bizim için bereketli eyle ve bizi ramaazana kavuştur, derdi.

Ebu Nuaym, Hilye, 6/269; ıbn Sünni, 664.

Kaynak: İmam Nevevi - El Ezkar - Rasulullah'ın dilinden Dualar ve Zikirler

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Sözlü ve Fiili Dua

Sözlü ve Fiili Dua

Fiili dua, kişinin herhangi bir arzusu karşısında elinden gelen her şeyi tamamen yapmak demektir. Mesela; hastasına Allah'tan şifa dileyen kimsenin tıbbın gerektirdiği şeyleri imkanları çerçevesinde yerine getirmesidir. Bunu yerine getirmediği müddetçe, ellerini açıp Allah'tan şifa dilemesinin bir anlamı olmayacaktır. Çünkü Allah yeryüzündeki her şeyi bir takım sebeplere bağlamıştır. Gerçi Cenab-ı Hak (c.c.) bazan sebepsiz de yaratabilir, verebilir. Ama bu Allah'ın hayata koyduğu kanunlara aykırıdır. Biz, o sebepleri yerine getirmekle yükümlüyüz.

Yağmur duası konusunda fıkıh kitaplarımızda çok önemli metinler vardır. İlmi bir komisyon tarafından titizlikle hazırlanan ve kaynak eser olarak kabul edilen "Fetava-i Hindiyye"de bu hususa özellikle temas edilmiştir. Yağmur duasına ancak zaruret hallerinde çıkılır. Çeşme, akarsu olan yerlerde susuzluk ve kuraklık bir zaruret sayılmaz. (Fetava-i Hindiyye: 1/154)

ırmak, akarsu, kuyu, artezyen, çeşme ve pınar olmayan köy, kasaba ve şehir halkının yağmur duasına çıkması sünnettir.

Belirtilen imkanlara sahip olanların çıkması sünnet değildir. Çünkü önce mevcut suları değerlendirmek,istifade yollarını araştırmak vaciptir. Köy veya kasabanın içinde ya da yakınında ırmak veya akarsu akıp giderken, hiç kimse zahmet edip bu sudan yararlanma yollarını araştırmıyorsa, o takdirde yağmur duasına çıkmalarının hiçbir anlamı yoktur. Hem bu durumda olanların duası kabul olunmaz; çünkü İslam, tembelliğin karşısındadır. Kul gücünün yettiği nispette çareler araştırır ve imkan sınırının 'son noktasına gelirse, Allah ancak o zaman ona yardım eder, duasını kabul eder.

Fiili dua her zaman sözlü duadan önce gelir. Ama ikisini birbirinden ayrı düşünemeyiz. Çünkü fiili dua bedenin eylemi ise, sözlü dua da ruhun eylemidir. Zaten insan bu ikisinden oluşan bir varlıktır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:

"Hayatımı kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, iyiyi emredecek, kötülüğü yasaklamaya çalışacaksınız veya Allah, size kendi katından bir azap gönderecektir. Azap geldikten sonra O'na dua edeceksiniz; fakat duanız kabul olunmayacaktır."

(Tirmizı, Taberani)

Bu hadis-i şerifte de görüldüğü gibi fiili dua yapmaadan, sözlü duanın kabul edilme ihtimali yoktur.

Dua, Allah'tan bir şey istemektir. Fakat bu şey, düşünme, bilim, sorumluluk, irade, zahmet, iş, emek ye eziyetin yerini alan bir şey olmamalıdır. Tam tersine, insanın bizzat kendisi bu sorumluluğun içindeyken, zaman zaman ihtiyaç duyduğu bir şeyi elde etmeye yönelik bir duada bulunabilir. İşte o zaman bu şeyi ister ve alır. (Carre, Dua: 156)

İslam duayı sorumluluktan veya işten kaçmak için emretmemiştir. İslam'ın emrettiği dua tüm hazırlıklardan ve işten sonra yapılan duadır. Ancak tüm hazırlıkları eksiksiz yerine getirdikten sonra "Artık bu iş tamamdır" diyerek duadan uzaklaşmak da yanlıştır. İşler ancak dua ile tamam olur.

Duayı, sorumluluktan kaçan, tembel, acz içerisinde olan insanların ellerinden alarak sorumluluğun bilincinde olan ehil insanların ellerine verirsek, aksiyon kazanacaktır.

Dua mert çehrelerde güzellik kazanır. Hz. Ali gibi, kılıcı savaş alanında ölüm yağdırıken, dili acizliğini, inleyişini duyurur, gözleri yaş döker, (Carrel-Şeriatı, Dua: 170)

Mü'minin elinden geleni yaptıktan sonra ellerini açıp Allah'tan yardım dilemesi de sözlü duadır.

Kur'an-ı Kerim'de hayatları ayrıntılı bir şekilde anlatılan İsrailoğulları da toplumdaki sorumluluklarını, bir başka ifade ile fiili duayı terkettikleri için bozulmaya başladılar ve bu davranışları Cenab-ı Hak (c.c.) tarafından lanetlendi.

Allah Rasulü (s.a.v.) buyuruyor ki:

"İsrailoğullarında ilk bozulma şöyle başladı: Onlardan bir adam, zulmeden, kötü iş yapan birine rastladı ve:

"Sana ne oluyor? Allah'tan kork ve bu yaptığından vazgeç! Zira bu sana helal değildir" dedi. Sonra, ertesi gün aynı adama rastladığı vakit, ondan bir gün önce gördüğü bu kötülük, onunla bir arada oturup, birlikte yiyip içmesine engel olmadı. Böyle yapmaya başlayınca; Allah onların kalplerini birbirine çarptı. (Onların kalpleri birbirine benzedi.)

"Sonra İsrailoğullarından, isyan etmeleri ve Allah'ın çizdiği sınırları aşmaları sebebiyle küfredenler, Davud ve Meryem'in oğlu İsa'nın dili ile lanetlendiler. Onlar işledikleri kötülüklerden birbirlerini alı koyamazlardı. Yaptıkkları ne kötü idi."

(Maide: 78-79)

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Dua ve Namaz

Namaz Bir Duadır

Dua resmi şekliyle "namaz" Allah'la sürekli antlaşma yapmak, ilişkiyi sürekli ve her gün yenilemektir. Namaz, insanın daha iyi insan, daha iyi müslüman olması, Allah'a karşı ağır yükü üstleneceğine dair verdiği sözü yerine getirmesi için sürekli yenilediği akittir. Namaz, insanın kendisiyle, insanın şerefle, kainatın namusu ve ilahi kanunlar yolunda yürüyeceğine dair Allah'la yaptığı antlaşmadır.

Sabah namazına duasına kalktığımız zaman önümüzdeki günün başlangıcında sorumluluğumuz doğrultusunda neler yapacağımızı planlarız ve günün sonunda yaptığımız işlerin bilançosunu hazırlayarak kendi kendimize şu soruyu yöneltiriz: "Acaba zalimlerin sarayını inşa etmekle, toplumdaki hain unsurların köşklerini düzenlemekle hangi adaletli işi yaptım?"

Duanın üç temel faktörü vardır:

1. Dua insanın kendi özünü, arzularını ve isteklerini gözden geçirmesi, insanın ve toplumun kaderini düşünmesi için bir araçtır.

2. Dua, Allah'la ahitleşmek ve ahitlerin sürekli olarak yenilenmesidir.

3. Dua, Allah'ın yardımına dayanılması, insandaki gizli yeteneklere güvenilmesidir.

Burada, İslamdaki duanın genel ve özel şekli olan namazın temel kavramlarını açıklamak istiyorum.

Göze çarpan ilk konu namazdaki genel, ortak biçimmdir. Özellikle namazdaki temel ilkelerde bu gözlemlenmektedir. Bunun sebebi İslam'ın beşeri vahdete verdiği özel önemdir. Bu yolda bütün olanaklardan hatta ailevi bağlardan yararlanıyor. Nitekim zulme uğramış halk kitlelerinin tek bir safta yer alarak zalimlere ve Allah düşmanlarına karşı teşkilatlanması da mukaddestir. Ayrıca insanların yeryüzünde eşitlik ve benzerlikleri vurgulandığı kadar sınıfsal ve ırksal ayrıcalıkları, diğer uyduruk üstünlükleri de reddediyor'. Bu amaçların her yerde gerçekçi ve amel bir şekilde gerçekleşmesi için" hatta ibadi konularda bile birlik ve eşitliğe sarılıp "hak düşünce"yi "İslam" olarak tanımlıyor.

Namazda düşündüğümüz en önemli ders, varlıkta tevhid; her türlü şirk, tefrika ve ayrılıklar, yapmaca ve uyduruk ikinci el güçlerin tümünü reddedip, Allah'a inanmaktır.

Dile getirdiğimiz ilk söz ezanın başlangıcındaki "Allahu Ekber" sözü yani "En Büyük Allah'tır" , Allah bütün güçlerden ve ideallerden üstün ve büyüktür. Allah'ın herkesten ve her şeyden büyük olduğuna dikkat etmeliyiz. Çünkü bu, Allah'tan başka idealleri olan, Allah yolunun dışında hayat sürdürmeyi tercih edip, kendilerini kaybetmiş olanlara en büyük darbedir.

Bu, Allah ve halkıyla kutsal bir ahit yapmış olan gerçek inkılapçıyı, para ve otorite tanrıçaları ve onların işbirlikçi güçleri karşısında sarsılma, uzlaşma, korkuya kapılmalarından sakındım ve sürekli olarak "En büyük Allah'tır, unutma. Allah yolunda ilerlersen inançlı olursun, O, Firavun-Karun-Belam gücünü kırmanda sana yardımcı olur" diye hatırlatmada bulunur.

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

19 Temmuz 2009 Pazar

Kader ve Dua

Kader ile Dua Çelişiyor mu ? Dua Kaderi Değiştirmek midir ? Dua etmek kadere isyandır diyenlere ne cevap vermeliyiz ?

Duayı daha önce tarif etmiştik.

Kader Allah Teala'nın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zaman ve mekanını, vasıflarını, özelliklerini, kısaca ne şekil ve ne zaman olacaklarsa onların hepsini ezelde, daha onlar meydanda yokken bilip o şekilde takdir etmesine denir. Bu takdir Allah'ın ilim sıfatıyla ilgilidir.

Her şeyi takdir edip yaratan Allah'tır. Fakat çalışıp kazanan, işi yapan kulun kendisidir. İyi veya kötü taraflardan birini seçmek kula ait bir iştir. Aramak ve çalışmak kuldan, yaratmak Allah'tandır.

Bunun için insan işlediği her şeyden sorumludur. Hayır işlemişse mükafatını, şer işlemişse cezasını görür. Kadere ve kazaya iman etmek, insanların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yani bir insan Allah'ın takdiri olduğu için günah işlemeye kalkışamayacağı gibi, böyle bir fenalığı işledikten sonra da Allah'ın takdirinin böyle olduğunu, kendisinin elinden bir şey gelmeyeceğini ileri sürerek kendini mazur göremez. Zira insanların işleri ne olmadan önce ne olduktan sonra kaza ve kadere isnat olunamaz. Çünkü bu kaza ve kaderin işin gerçekleşmesine kadar ne şekilde olacağı belli değildir. Kaderin mahiyeti bir sırdır, Allah'tan başkası onu bilemez. Kendi istek ve irademizle yaptığımız işi, ne şekilde olduğunu bilemediğimiz kadere yükleyip kendimizi sorumluluktan kurtaramayız. Aksine; kendi istek ve irademizi o tarafa sevk etmek suretiyle ilahı takdirin bu şekilde tecelli etmesine kendimiz sebep olduğumuzdan dolayı sorumlu oluruz.

Dua ile ilgili önemli bir mesele de dua-kader ilişkisidir. Yani dua kaderi değiştirir mi? Değiştirirse, kaderin ne anlamı kalmaktadır? Değiştirmiyorsa niçin dua etmekteyiz? Çünkü Allah bir şeyin olacağını biliyorsa ve dilemişse o şey mutlaka olacaktır. Olmayacağını biliyorsa ve dilememişse olmayacaktır.

Onun ilmi de, takdiri de değişmez. Ayrıca Allah gizli-açık her şeyi, gönüllerdekileri ve zihindekileri bilir. Dua eden kulun hali zaten Allah tarafından bilinmektedir. Şu halde kulun isteğini sözlü olarak bildirmesine ne gerek vardır? Ayrıca kulun kadere razı olması ve teslim olması lazımdır. Dua, kulun kadere razı olmayıp kendi dileğini Allah'ın dileğine tercih olmuyor mu? Bütün bu gerekçeler ileri sürülerek, duanın gereksiz olduğunu, hatta yapılmamasının daha iyi olduğunu savunanlar olmuştur. Bu tereddütlere karşı şu cevaplar verilebilir:

ı. Allah kulun dua edip etmeyeceğini de önceden bilir. Bu yüzden dua ile kaderin değişmesi söz konusu değildir. Kader bizim açımızdan bağlayıcıdır. Allah bazı şeylerin meydana gelmesine bazı şartlara mesela duaya bağlı olarak takdir etmiş olabilir.

2. Allah kulun korkuyla ümit arasında olmasını, dolayısıyla ne ümitsizliğe ne de şımarıklığa kapılmasını ister. Kullarını, kulluk konusunda imtihan etmek gibi hikmetlerle kaderi gizlemiştir. Biz kaderi bilmediğimize göre kulluk gereği dua edeceğiz ve korku-ümit dengesi içinde bir hayat süreceğiz.

3. Kader değişmeyeceğine göre, dua etmeyelim, demekle hiçbir ibadet yapmayalım ve dünyada hiçbir idari tedbir almayalım, çalışmayalım demek arasında fark yokktur. Her ikisi de Cebriyeci bir görüştür. Hz. Peygamber'e "Herşey önceden takdir edilmişse yaptıklarımızın ne faydası var?" diye sorulunca, "Yapın, çalışın Herkes ne için yaratılmışsa kendisine o kolaylaştırılmıştır." buyurarak çalışmanın ve gayretin gereği ne dikkat çekmiş, cebir ile mutlak hürriyet arasında orta yolu tavsiye etmiştir.

4. Allah'ın kulun durumunu nasıl olsa bildiği ve duaya gerek kalmadığı meselesine gelince, duanın illa söz ile yapılması şart değildir. Kulun içten Allah'a yönelip "Halimi biliyorsun, işimi sana havale ettim" diye içinden geçirmesi de duadır ve belki daha ihlaslıdır.

5. "Duada kadere razı olmamak var" iddiası da geçersizdir. Bir kere ileriye yönelik isteklerimizde kaderi bilmiyoruz ki isteğimize aykırı olup olmadığı bilinsin. Kaderin ortaya çıkmasından sonraki dua da kadere razı olmamak değil, en iyi kulluk belirtisidir. Kaderin tespit edicisi ve en üstün kudret sahibine karşı acizlik ve güçsüzlük duygularıyla yalvarmaktır, Allah'ın kudretini itiraftır. Kul başına bir şey gelince Allah'tan istekte bulunmayacak da kimden bulunacaktır? Allah'tan daha kudretli bir varlık var mı ki ona yakarsın?

Ayrıca duayı emreden pek çok ayet mevcuttur. Yani dua eden Allah'ın emrine uyuyor ve ibadet ediyordur. Dua kişinin başı sıkışınca veya ihtiyacı ortaya çıkınca yapılan istekler olarak değil, Allah'a karşı acizliği ortaya koyan bir ibadet olarak yapılmalıdır. Kur'an'da insanın darda kalınca Allah'a yakardığını belirten ayetlerden, sadece sıkışınca Allah'ın hatırlanmasının doğru olmadığını, mutlu anlarda da Allah'a yakarmanın ve dua etmenin gerektiğini anlıyoruz. Zaten darda kalıp yapışacağı dal kalmayınca Allah'a yakarmak insanın psikolojik bir özelliğidir.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerım'de şöyle buyuruyor:

"İnsana bir zarar dokunsa hemen içtenlikle Rabbine yönelerek dua eder. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için ona eşler koşar." (Zümer: 6)

Gazali ve Fahreddin er-Razî'ye göre kader-dua ilişkisi şöyle açıklanmıştır:

Razî'nin belirttiğine göre bazı kişiler duanın faydasız olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunların iddiasına göre, dua ile talep edilen durumun vukû bulacağı Allah katında biliniyorsa, bunun için dua etmeye gerek yoktur, nasıl olsa vuku bulacaktır. Eğer vuku bulmayacağı Allah tarafından biliniyosa, bunun için dua etmek faydasızdır; çünkü vukûu imkansızdır. Allah'ın meydana geleceğini ezelde takdir ettiği şeyin vukûunu önlemek, takdir etmediğinin meydana gelmesini sağlamak mümkün değildir; şu halde dua, takdir'i değiştirmez. Allah nezdinde her şey malum olduğuna göre, dua ile bir bakıma ihtiyaçlarımızı O'na hatırlatmak kulluğa yakışmaz. Nitekim dini bakımdan en yüksek makamda olan sıddıklar bu makama "takdire rıza" ile ulaşmışlardır. Ayrıca dua, nefsin muradını Allah'ın muradına tercih etmek anlamına geldiğinden edebe aykırıdır.

İslam alimlerinin pekçoğu bu iddialara karşı çıkmışlardır. Onlara göre kadere dayanarak duayı reddetmek yerine duayı da takdirin bir parçası saymak daha makuldur. Ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine dua ile hasıl olacaktır. Kaderin olaylara göre önceliği varsa, Allah'ın da kaza ve kadere önceliği vardır. Bunun aksini düşünmek, Allah'ı da kaza ve kadere mahkum farzetmek sonucuna götürür. Ayrıca duadan maksat, Allah'ın bilmediği bir şeyi O'na hatırlatmak değil, kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve ihtiyacını Allah'a arzetmesidir. Bundan dolayıdır ki, dua büyük bir kulluk makamıdır. Bütün bu aklî deliller yanında pek çok ayet ve hadisle de duanın gerekliliği, fayda ve tesirleri açıkça bildirilmiştir. (Razî, 5/97)

İmam Gazali, "Allah'ın takdiri değişmeyeceğine göre duanın ne faydası vardır?" sorusuna şöyle cevap vermektedir

"Olaylar önceden sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanmıştır. Sebeplerin sonuçları doğurması zaman içinde meydana gelir. İyilik veya kötülüğü takdir eden Allah, bunlar için bir sebep de takdir etmiştir. Dua kötülüğün giderilmesi veya iyiliğin sağlanması için bir sebeptir. Duanın bir faydası da kalpte Allah inancının kökleşmesini sağlamasıdır ki, bu da ibadetin hedefidir." (Gazali, İhya: 1/328)

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Duam Kabul Olmuyor

Dua Neden Kabul Edilmez

Dua eden kişiler büyük bir ihtimalle dualarının kabul olacağına inanırlar. Daha doğrusu, duayı mümkün kılan onun gerçekleşeceğine olan bu inançtır. Zaten bu inanç zayıflamaya başladığı andan itibaren, dua da o kişi için anlamsız gelmeye başlar.

Belirli şartlarına uyularak yapılan hiçbir duanın karşılıksız kalmayacağı, dinde merkezi bir fikirdir.

Ebu Hureyre(r.a.)'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"İnsan Allah yolunda uzun seferlere katlanıp, saçları birbirine karışmış, yüzü-gözü toza bulanmış "Ya Rab!" diyerek ellerini gökyüzüne açar. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram; haram ile beslenmiş. Böylesinin duası nasıl kabul edilecek?" (Müslim)

Genellikle yaptığımız gibi sadece sıkışık anlarımızda ve çaresiz kaldığımız zaman el açıp dua ediyoruz. Oysa insanın, Allah'a ihtiyacı olmadığı bir saniyesi bile yoktur. Nedense insan sanki sadece darda kaldığı anlarda Allah'a ihtiyacı olduğunu zannederek dua eder. Oysa o, her an ihtiyacı olduğunun şuurunda değildir. İşte bu noktada şuuru yakalamış olmak hayatın rahat zamanlarında da dua etmeyi gerekli kılar. Zaten duanın aynı zamanda bir ibadet ve kulluk olduğunu söylemiştik. Kulluk ise süreklidir. O halde dua sadece dar zamanların eylemi değildir.

"Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et." (Hicr: 99)

Rahat olduğumuz zamanlarda yapacağımız dualar, darda kaldığımız zaman yapacağımız duaların kabul edilmesini kolaylaştırır. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:

"Her kim zor ve sıkıntılı zamanlarda dualarının kabul edilmesini isterse, rahat zamanlarda çok dua etsin." (Tirmizi, Deavat: 3382)

"Geniş zamanda dua etmek kadar Allah'ın hoşuna giden bir şey yoktur." (Tirmizi)

Cenab-ı Hak (c.c.) buyuruyor:

"İnsana bir darlık gelince yan yatarken, otururken veya ayakta iken bize yalvarır. Biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi geçip gider. İşte böyle haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler süslü gösterildi" (Yunus: 12)

"İnsana bir'nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve kendine yönelir. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur." (Fussilet: 51)

İbrahim İbn-i Edhem'e şöyle bir soru sorulmuş:

"Ey İbrahim İbni Edhem! Biz yüce Allah'a dua ediyoruz. Fakat, bizim dualarımız kabul olmuyor. Bunun sebebi nedir? Oysa, yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de "Bana dua edin ki, sizin dualarınıza cevap vereyim." (Mü'min: 60)diye buyurmuştur."

Bu soruya İbrahim İbn-i Edhem şöyle cevap verdi:

"Sizin kalpleriniz ölmüştür. Siz ölü kalplerle yüce Allah'a dua ediyorsunuz."

Adam, bu cevap üzerine İbrahim İbn-i Edhem'e:

"Acaba bizim kalplerimizin ölümünün sebebi nedir?" diye sordu. Bunun üzerine İbrahim İbn-i Edhem şöyle dedi:

"Sizin kalplerinin ölmesine şu sekiz şey sebep olmuştur:

1 . Yüce Allah'ın hakkını, hükmünü bildiniz" fakat onun gereğini yerine getirip yapmadınız.

2. Kur'an-ı Kerım'i okudunuz; fakat onun emir ve hükümleriyle amel etmediniz.

3. Hz. Peygamber'i seviyoruz dediniz; fakat onun sünnetlerine uymadız.

4. Ölümden korktuğunuzu söylediniz; fakat ölüm için hiçbir hazırlıkta bulunmadınız.

5. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerım'de size: "Sakın şeytanı dost edinmeyin ve onun izinden gitmeyin. Çünkü şeytan, size düşmandır." diye buyurdu. Fakat siz, şeytana uydunuz ve her türlü günahı işlediniz.

6. Siz, cehennem ateşinden korktuğunuzu söylediniz; fakat ellerinizle bile bile kendinizi cehennem ateşine attınız.

7. Siz cenneti sevdiğinizi söylediniz; fakat cennet için hiçbir amel işlemediniz.

8. Sabah, yatağınızdan uyanır uyanmaz başkalarının eksik ve noksanlarını araştırır, onları çekiştirip ayıplarsınız; fakat kendi eksik ve noksanlarınızı asla hatırlamazsınız.

İşte, işlediğiniz bu sekiz şeyden dolayı yüce Allah'ın gazap ve öfkesine uğrayan kimselerin duası nasıl kabul edilir?" (Ramazan Efendi, Haşiyet'ül Akaid)

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Dua Adabı

Duanın Adabı

İslami kaynaklarda diğer ibadetlerde olduğu gibi dua içinde şeklî ve ahlaki bazı şartlara riayet edilmesi istenmiştir. Buna göre dua eden kişinin konumuna uygun bir edep içinde olması gerekir. Nitekim bir nevi dua olan namazda kulun nasıl hareket edeceği tarif edilmiştir. Bu hareketler dış görünüş bakımından insanın saygı ve sığınma tavrını belli bir disiplin içine almıştır ve özü itibarıyla Allah'ın huzurunda güçsüzlüğünü, noksanını kabulü, hamd, şükür ve yardım isteklerini sunmayı ifade eder. Namazda ve her türlü dua davranışında edebin esasını kulun kibir, gösteriş, kabalık ve gaflet gibi ahlaki kusurlardan temizlenmesini teşkil eder. Bir ayete göre Allah'ın huzurunda olanlar büyüklenmezler, aksine O'nun büyüklüğünü anarak secde ederler. Yine Allah'ı anan kimsenin huşu içinde yalvarma vaziyeti alması, O'nu saygıyla ve sesini yükseltmeden anması gerekir; aksini yapmak ise gaflettir. (A 'raf' 205-206). Duanın gönülden ve gizlice yapılmasını isteyen başka bir ayette de bunun aksine bir hareket, Allah'ın hoşlanmadığı bir iş ve haddi aşmak olarak nitelendirilmİştir. Kul dua ederken Allah'a karşı korku ve saygı içİnde ve ümitli olmalıdır. (A 'raf: 55-56). Yüksek sesle tekbir getirmeye başlayan bazı müslümanlara Hz. Peygamber engel olmuş ve "Sizler sağır ve uzaktaki birine değil, her şeyi duyan ve gören Allah'a dua ediyorsunuz demiştir. (Buhari, Deavat: 50) Bu konuyla ilgili bir ayette Allah'ın insanlara yakın olduğu, dua edenin duasına karşılık verdiği belirtilmiştir.

(Bakara: 186)

Allah Rasulü (s.a.v.) ayrıca kişinin duayı duyarlı bir kalble yapmasını, isteğini kesin ve sade bir dille belirtmesini, kabulü için acele etmeyip taleplerine ısrarla devam etmesini, yerine göre isteklerini üç kez tekrarlamasını tavsiye etmiştir. (Buhari, Deavat: 20 22)

İmam Gazali dua adabının şartlarını on madde halinde şöyle sıralamıştır:

1. Şerefli Vakitleri Aramak:

Sene içerisinde arefe günleri, aylarda Ramazan ayı, haftada Cuma günü ve gecelerde seher vakti gibi.

Nitekim Kur'an-ı Kerım'de "Seher vaktinde onlar istiğfar ederler." (zariyat: 18) buyurulmuştur.

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

"Gecenin üçte biri kaldığı zaman, Allah Teala, birinci kat semaya tecelli ederek oradan kullarına
hitaben "Yok mu istiğfar eden? Onu affedeyim. Yok mu isteyen? Dilediğini vereyim. Yok mu dua eden?

Duasını kabul edeyim." buyurur. (Buhari, Deavat:52)

Hatta Yakup (a.s.), kendisinden istiğfar dileyen oğullarına karşı: "Sizin için Rabbime istiğfar

ederim." (Yusuf" 98) buyurması, duaların kabul olacağı seher vaktini beklemek içindi.

2. Şerefli Hallerden İstifade Etmek:

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddolunmaz." (Tirmizi, Nesai)

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle buyuruyor: "Gök kapıları, İslam ordusu ile kÜffar ordusunun karşılaştığı, yağmurun yağdığı ve farz namazlarının kılındığı esnalarda açılır. Bu vakitleri ganimet bilerek dua edin."

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Oruçlunun duası reddolunmaz." (Tirmizi)

"Kulun, Allah'a en çok yakın olduğu hal, secde halidir. Secdede Allah'a çok dua edin." (Müslim)

"Rüku ile secdede Kur'an okumaktan men olundum. Rükuda Rabbinizi ta'zim edin; secdede ise, dua edin.

Çünkü secde hali duaların kabulüne en uygun olan haldir." (Müslim)

3. Kıbleye Dönerek Dua Etmek:

Cabir b. Abdillah (r.a.) Hz. Peygamber(s.a.v.)'in Arafat'ta kıbleye dönerek akşama kadar dua ettiğini rivayet etmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:

"Bazı kimseler, namazda gözlerini göğe dikerek dua etmekten vazgeçsinler. Yoksa, Allah onların
gözlerinin ziyasını alır." (Müslim, Salat: 26)

Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah Rasulü dua ettiği zaman koltuk altı görününceye kadar ellerini kaldırır ye duada parmaklarıyla işaret etmezdi." (Müslim) Konu ile ilgili İbni Abbas(r.a.)'ın rivayeti de şöyledir:

Hz. Peygamber (s.a.v.) dua ettiği zaman avuçlarını bitiştirir ve iç kısmını yüzüne doğru çevirirdi.

4. Duayı Gizlice Yani Hafif Sesle Yapmak:

Cenab-ı Hak (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Siz Rabbinize gönülden ve gizlice dua edin." (A 'raf" 55)

"Zekeriyya, Rabbine gizlice dua etmişti." (Meryem: 3)

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Gizli olarak yapılan bir dua, açıkça yapılan yetmiş duaya bedeldir." (Feydu'l-Kadir: 3/527) .

5. Duada Yapmacık Sözlerden Sakınmak:

Dua eden kimse, kapıdaki dilenci gibidir. Tevazuyla, samimiyetle istemeli, yapmacık sözlerden kaçınmalıdır.

Cenab-ı Hak (c.c.) buyuruyor:

"Rabbinize gönülden ve gizlice dua edin. O, aşırı gidenleri sevmez." (A'raf: 55)

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:

"Duada yapmacık sözlerden kaçının. "Allahım! Senden cenneti ve beni cennete yaklaştıracak söz ve ameli diler, cehennemden ve cehenneme yaklaştıracak söz ve işlerden sana sığınırım." demek yeterlidir.

İleride öyle insanlar gelecek ki, onlar dua ve temizlikte haddi aşacaklardır."

6. Huşu ve Tevazu ile Dua Etmek:

Huşu içinde Allah'tan korkarak ve kabulünü umarak ısrarla dua etmektir. Huşu, Allah'ın büyüklüğü, kudreti ve celali karşısında kulun, hiçliğini, acizliğini hissetmesi ve bu
duygu ile kalbin son derece saygı içerisinde olmasıdır. Huşunun insan bedenindeki tezahürü ise
bedendeki sakinlik, vakar ve ileri derecedeki tevazudur.

Mü'min, devamlı kalben Allah'ı zikrederek huşu içinde olmalıdır. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

"Mü'minler için hala vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikrine ve inen hakka karşı huşu içinde
olsun ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinnden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar." (Hadid: 16)

7. Duada Azimli Ve Ümitli Olmak:

Dua ederken azimli ve kabul edileceğini ümit ederek Allah'a karşı hüsn-ü zanda bulunmak.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:

"Dua ettiğimiz zaman: "Allah'ım! Dilersen beni affet, dilersen bana rahmet et" demeyin. İsteyeceğinizi kat'i surette Allah'tan isteyin. Zaten onu icbar edecek hiçbir kuvvet yoktur." (Buhari-Müslim)

"Sizden biri dua ettiği zaman kabul olunacağına büyük ümit beslesin. Çünkü onun kabulü Allah için kolaydır." (İbn-i Hibban)

8.Tekrar Tekrar İsteyerek Duada Israr Etmek:

İbn-i Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

"Hz. Peygamber (s.a.v.) dua ettiği zaman üç kere dua ederdi. Allah'tan bir şey istediği zaman üç kere isterdi.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor: Allah Teala duanızı kabul eder. Ta ki "Dua ettim, hala kabul olmadı" deyip acele etmedikçe. Allah'tan çok isteyin. Çünkü siz kerem sahibinden istiyorsunuz." (Buhari)

Sizden biriniz bir şey isteyip dileği kabul olunduğu zaman "İyiliklerin, nimetiyle tamamlandığı Allah'a hamdederim." desin. Şayet kabul edilmemiş dilekleri varsa, "Her hâl ü kârda yine Allah'a hamdederim" desin. (Beyhaki)

9. Duaya Besmele İle Başlamak:

Duaya önce Allah'ın adını anarak, sonra Allah'a hamdederek, sonra Rasulüne salat u selam getirerek başlamak gerekir. Selem bin Akva anlatıyor:

"Allah Rasulü'nün "Subhane Rabbiye'l- 'aliyyi'l a'le'l-vehhab" demeden hiçbir duaya başladığını duymadım." (Hakim: 1/498)

"Biriniz dua ederken, Allah'a hamd ve O'na sena ederek başlasın, sonra Allah Rasulü'ne salat u selam okusun, sonra da dilediğini istesin." (Tirmizi, Deavat: 66)

10. Duayı İç Edeple Yapmak:

Bu da tevbe etmek, helalleşmek ve bütün himmetini Allah'a bağlamaktır. Duanın kabul olmasında en güçlü faktör budur. (Gazali, İhya 1/280)

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

17 Temmuz 2009 Cuma

Dua Çeşitleri - Diğer Mü'minlere Yapılan Dua

Dua Çeşitleri: 5. Diğer Mü'minlere Yapılan Dua

Buna "şefaat duası" da denir. İnsanlar değişik durumlarda birbirlerinin yardımına ihtiyaç duyarlar.

ihtiyaçlar kişileri birbirine yaklaştırır ve bağlar. Yardımlaşma duygusu içerisinde bir başkasının maddi, maneiı veya psikolojik faydalar elde etmesi için yapılan dualar vardır. Ayrıca Hz. Peygamber'e ve bazı velilere duyulan aşk ve sevgiyi dile getirme maksadıyla yapılan dualar vardır. Bu, peygamberi vesile kılarak Allah'a yakınlaşma niyetini ifade eder.

Şefaat, günahkar birisi için ricacı, istirhamcı, yalvarıcı ve aracı olmak demektir.

İslamı ilimler literatüründe şefaat Peygamber Efendimiz'in ve diğer büyük zatların ahiret gününde bir kısım günahkar mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Allah Teala'dan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır. Şefaat aslında Allah'a mahsus bir haktır. (Zümer: 44) Diğer insanların şefaatçi olmaları ancak O'nun izni iledir. (Yunus: 3) Kafirler şefaatten mahrum kalacaklardır (En'ôm: 70); bir rahmet kapısı olan şefaatten istifade edemeyeceklerdir . Ahirette bütün insanlara ait muhakeme ve muhasebenin bir an önce yapıllması için en büyük şefaatte bulunacak olan Peygamber Efendimiz'dir. Yani şefaat kapısını o açacaktır. Onun bu şefaatine "Şefa'at-i 'Uzma (Büyük Şefaat)" denir.

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Dua Çeşitleri - İbadet ve Övgü Duası

Dua Çeşitleri: 4. İbadet ve Övgü Duası

Kainattaki düzeni, güzellikleri ve yaratıcının ilahı tezahürlerini idrak eden bir mü'min bu durumda hissettiği saygı ve hayranlıkla karışık korku duygularını sesli ya da sessiz olarak dile getirir. Bu dua türünde Allah arzusu talep şeklini alır. Yani Allah, yapılacak ve övülecek bir varlık olarak görülür ve bunun dışında bir niyet ve motif taşımaz.

"Hamd" ihsan sahibi olan büyüğü övmek; "ta'zim" fikri ve teşekkür maksadıyla birini methetmek anlamlarına gelir. İslamı ilimler terminolojisinde ise, bütün yaratıklaarın kendi !isanları ile yüce Allah'ı tesbih etmeleri ve övmelerine hamd denir.

"Hamd", "medih (övmek)" kelimesinden daha dar anlamlıdır. İster yaratan, ister yaratılan olsun, ayrım gözetilmeksizin medih (övgü) hepsine yapılabilir. Hamd ise sadece yaratıcıya yani Allah'a yapılır. Mesela bir inci, bir çiçek, at vs. methedilebilir; fakat bunlara hamdedilemez. Ayrıca medh, bir şey birisine verildikten sonra yapılabiileceği gibi, önce de yapılabilir. Hamd ise, sadece ihsandan sonra yerine getirilir. Ahlaka uygun olmayan herhangi bir şey methedilebilir" fakat bunlara hamd edilemez. Hamd, sadece meşru ve ahlaka uygun olan şeyler için yapılır. Hamd, kelimesiyle anlam bakımından yakın olan diğer bir kelime de "şükür" kelimesidir. Alimler, şükrü "Kulun dilinde Allah'ın verdiği nimetin eserinin övgü ve itiraf ile açık olması" diye tarif etmişlerdir. Hamd kavramı Kur'an-ı Kerim'in pek çok ayetinde zikredilmiştir. Bu kelime, "Alllah" ve Allah'ın sıfatlarından olan "Rab" kelimesiyle kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerım'in ilk suresi olan Fatiha suresinin birinci ayeti "hamd" kelimesiyle başlamaktadır. Bu ayette hamdın sadece Allah'a yapılabileceği ifade buyurulmuştur. Kur'an-ı Kerim'de hamdın sadece Allah'a mahsus olduğunu ifade eden ayet sayısı toplam olarak 38'dir. Bunlardan bir kaçı şöyledir:

"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlıkları var eden Allah'a mahsustur." (En'am: 1)

"Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun!" de." (Yunus: 10)

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Dua Çeşitleri - Allah'tan Af Dileme Duası

Dua Çeşitleri: 3.Allah'tan Af Dileme Duası

Allah'tan af dilemek, günahları itiraf etmek için yapılan dua. Allah'a yakın olmak ve O'nun rızasına uygun hareket etmeyi sürdürme isteği, bazı dua şekillerinin sebebini oluşturur. Bu bakımdan, insanlar kendilerini Allah'tan uzaklaşmış olarak gördüklerinde, bu kopukluğu pişmanlık, tevbe ve istiğfar (bağışlanma) talebiyle onarmaya çalışırlar.

Tevbe'nin kelime anlamı "günahı terk etmek, günahsızlık durumuna girmektir." İslam literatüründeki anlamı ise, "kişinin günah halini bırakıp asıl olan günahsızlık haline dönmesi, günahına pişman olup, bir daha işlememeye azmetmesidir.

Tevbeye yakın anlamlı kelimelerden biri de "istiğfar"dır. İstiğfar, kulun, Allah'tan kendisini azaptan
korumasını istemesi anlamına gelir Bu isteğin sadece sözle olması yeterli değildir. Azabı gerektirecek davranışlardan da uzak durması gerekir. Kur'an'da tevbe ve istiğfarı emmreden, Allah'ın tevbeleri kabul edici olduğunu ifade eden pek çok ayet vardır. Sadece ağızla "Tevbe ediyorum" demek yeterli değildir. Tevbe edenin, işlediği günah ve günahlardan içtenlikle pişman olması, bir daha işlememeye karar vermesi ve kendini ıslah etmesi gerekir. Kur'an'da pek çok ayette tevbenin peşinden kendini ıslah etme ve salih ameller işleme zikredilmiştir.

"Bir fitne kopmayacağını sandılar, körleştiler, sağırlaştılar, sonra AHah tevbelerini kabul etti; yine de çoğu körleştiler, sağırlaştılar. Allah işlediklerini görür." (Maaide: 7l)

Bir ayette "Ey iman edenler! Allah'a nasuh bir tevbe ile tevbe edin." (Tahrtm: 8) buyurulmuştur. "Nasuh" kelimesinde iki mana vardır:

1-İhlas, içtenlik, halislik, samimiyet.

2-Söküğü ve yırtığı dikme veya yamama. Buna göre tevbe hem içten ve samimi bir pişmanlıkla yapılacak, hem de günahlardan vazgeçilerek durum düzelmesi olacak; günahın insan şahsiyetindeki zararı giderilecek böylece günahların yaptığı tahribat yamanmış ve onarılmış olacaktır.

Tevbe, sadece ceza korkusuyla veya günahm çirkinliğinden dolayı değil, sırf günahta Allah'a isyan olduğu için, Allah'a karşı kabahatliliğin verdiği vicdan azabıyla yapılacaktır.

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Dua Çeşitleri - İstek ve Dilek Duası

Dua Çeşitleri: 2. İstek ve Dilek Duası

İnsan için duada en başta gelen faktör şahsi istek ve ihtiyaçlardır. çoğu zaman da, çaresizlik ve mahrumiyet içerisinde kıvranan, korku ve güvensizlik duygularıyla sarsılan insan için bir imdat ve yardım çağrısı olmaktadır. Her durumda istemek ya da talepte bulunmak doğanın en karakteristik özelliği olarak kendisini gösterir. Başarı, şifa, güvenlik ve maddi avantajlar elde etme ümidi, hissi sorunlara çözüm bulma isteği hemen her zaman bir dua konusu olabilmektedir. Ancak bu tür dualar önceden de belirtildiği gibi kimi zaman iman çatışmasıyla sonuçlanan psikolojik problemleri de beraberinde getirmektedir. Bunlar tabiatı itibarıyla bencilce oldukları için, sonuçları bakımından her zaman dini şuur gelişiminin lehinde bir etki bırakmayabilirler.

Kaynak: Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Dua Çeşitleri - Şükür Duası

Dua Çeşitleri: 1. Şükür Duası

İnsanın Allah'ın sonsuz lütfu ve ikramı karşısında takındığı tavrı ve hissettiği duyguları en iyi ifade tarzı şükür duasıdır. Şükretme davranışı, belki duanın en kolay ve en yaygın ifade yoludur. Normal olarak insanlar daha çok kendilerine verilen hediyeler ve yapılan yardımlar için teşekkür ederler. Kendi varoluşumuzla birlikte hayatımızı sürdürmemiz için gerekli ihtiyaçlarımızı ve hayatı renklendirip güzelleştiren, zevk ve değer yüklü hale getiren, sayısız nimetleri sınırsızca temin ve tedarik eden ilahi kaynağın bağışlarına karşı minnettarlık ifadeleri ortaya koyabiliriz. Şükür, insanın kendisine ulaşan nimeti düşünmesi ve bunu bir takım belirtilerle ortaya koyması anlamındadır. Kur'an-ı Kerim Allah'ın sayısız nimetlerini kullanan insanın bu nimetlerin sahibini düşünmesini ve hizmetine sunulan nimetlerden duyduğu mutluluğu bir takım davranışlarla ortaya koymasını şükretmek olarak anıyor. Türkçe'deki "teşekkür" ve "şükran" kelimeleri de "şükür" kökünden gelmektedir. İslam terminolojisinde "şükür"ün zıddı "küfür"dür. Küfür, nimeti örtmek, unutmak, inkar etmek, Allah'ın hüküm ve nimetlerini inkar etmek demektir.

Şükür, Allah'a imanın belirişlerinden biri olarak gösterilmektedir. Kur'an-ı Kerim, insanoğlunun tipik özelliklerinden birinin de nimetlere şükretmek olduğunu söyler. İnsanların çok azının şükrettiğini ifade eden ayetlerin sayısı yirmi civarındadır.

İslam ahlakında şükrün dile getirilişine "tahdıs-i ni'met" yani, "nimetleri dile getirmek" denir. Duha Süresinin 11. ayetten kaynaklanan bu deyimin ifade ettiği esas anlam, genel kanıya göre, sahip olduğumuz nimetlerden başkalarına da sunmaktır. Kur'an-ı Kerim, şükrü yerine getirmenin yolunun aksiyon ve hizmet sergilemek olduğunu açıkça belirtiyor. "Ey Davud ailesi! Şükür olarak amel sergileyin. Fakat kullarım içinde bu anlamda şükredenler çok azdır." (Sebe: 13)

Allah Rasulü (s.a.v.)'de şöyle diyor:

"Allah kuluna bir nimet verdiğinde onun eserini kulu üzerinde görmek ister.

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı
Duada Şuur, Duada Israr, Duada İhlas

Duanın kabul edilmesinde şuur, ısrar ve ihlasın önemi çok büyüktür. Bu konu ile ilgili pek çok ayet ve hadis vardır. Hz. Peygamber buyurmuştur ki:

"Sizden biriniz dua ettiğiniz zaman, duasında azimli ve istekli olsun "Ey Allah'ım! Sen istersen ver bana" demesin." (Müslim, Zikir: 7)

Bir başka hadiste ise, Allah'ın bilinçsizlik içinde bulunan bir kalbin yakarışını kabul etmeyeceği belirtilmektedir. (Tirmizi, Deawlt: 66)

Bir başka hadiste de şöyle buyurulur:

"Hiçbir müslüman yoktur ki, içinde günah ve akrabayla ilişkiyi kesme isteği olmayan bir şeyi Allah'tan

istesin de Allah ona bunu şu üç şekilden biriyle vermesin:

Ya hemen o kulun isteği yerine getirilir yahut Allah kulun isteğini ahirete saklar ya da kulun dileğinin dengi bir kötülüğü ondan savuşturur." Orada bulunanlar dediler ki: "O halde çok dua edelim." Hz. Peygamber buyurdu ki: "Allah da çok kabul eder." (Ahmed b. Hanbel: 3118)

Kur'an'da bu durum, kişinin "din'i Allah'a özgü kılması" olarak tanımlanmıştır. (Mü'min: 14) Bir hadiste insanın mutlaka karşılık alacağına inandığı bir ruh hali içinde dua etmesi gerektiği, gafil bir kalpten gelen duanın kabule yakın olmayacağı belirtilmiştir. (Tirmizı. Deavat: 66) Dualarının kabul edileceği bildirilen kimselerde görülen ortak özellik, şuurun dini bir renkle kaplanmış olmasıdır. Hadislerde bildirildiğine göre bir tehlike veya zulüm karşısında çaresiz kalan kimse, kalbi tamamen hasbi sevgiyle dolu anne baba, başkasının iyiliğini isteyen kişi, toplum için çalışan adil başkan ve Allah için beden isteklerini frenleyen oruçlunun duası geri çevrilmez kimselerdendir. (Buharı, Cihad: 180) Ayrıca duanın, bir günahın işlenmesine veya akrabalık işlerinin kesilmesine yönelik olmaması ve kabulünde acele edilmemesi de gerekli şartlar arasında sayılmıştır. (Tirmizı, Deavat: 9/12)

"Dua, hem şiddeti içermeli, hem sürekli ve ısrarlı bir biçimde ihlas ve samimiyeti, hem de bir tür atılganlık durumunu ifade etmelidir." İşte bu, bir tür atılganlık durumu, güzel bir durumdur. İslami dua metinlerinde, bu durum, ısrarlı bir biçimde görülür ve çoğunlukla şöyle denilir:

"Tıpkı bir çocuğun annesinden ısrarla isteyişi gibi iste." İşte bunun da eş değerini Carrel ifade etmektedir:

"Dua, ısrarlı bir eylemi ifade etmeli. Yani dua, dilin gevezeliği ve boş konuşma gibi olmamalıdır. Dil kendi işini-olayı yaparken beyin ve kalp başka şeylerle meşgul olmamalı bir tür aldatıcı ve dolandırıcı örneğinde olduğu gibi ... Hayır kazanmak amacıyla bir toplantının yapılabilmesi için, Kur'an okuyana, konuşana ve dua edene can u gönülden kulak vermek gerekir. İşte böyle bir ortamda okunan Kur'an'ın sevabı alınır, hem de dua algılanmış olur. Yani iki evetlemeyle, iki tür arzuyu gerçekleştirirken iki sevabı da elde etme becerisi ortaya çıkar. Böyle insanın kulağı minberde, gözü Kur'an'ın metnindeyken, dudakları da zikirle meşgul olur. Yani üç arzu ve üç sevabı toplar. Hem bu üçünün de birbirini iç içe karşıladığını bilmeksizin. Tüm gücünle, bellek ve arzunla ve gücünün doruğuna kadar iste! İşte bu, sürekli ve ısrarlı eylemin gerçek ifadesidir. Çünkü ben bu cümlelere dayanıyorum ve bu cümleler de bana yabancı değil. İşte bu nedenle bunları Carrel'in dilinden işitmek çok değerlidir. Sabahları dua edip akşama kadar canavarca ve vahşice yaşamını sürdüren kimseler, duanın etkisini kendi bünyelerinde duyamayan, göremeyen kimselerdir.

Onların duaları alçaklıktır. Çünkü kalp, ruh ve vicdanları sürekli birbirine bağlı değildir ve dünyanın manevi yasalarına uygun bir biçimde dua etmiyorlar. Tam tersine, onlar mekanik bir görevmiş gibi sabahları dua ederken tüm günlerini yemek içmek, alışveriş ve kargaşa içinde geçiriyorlar." (Şeriati, Dua: 58)

Kaynak: Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Dua ile Ruh ve Beden Sağlığını Koruma

Dua ile Ruh ve Beden Sağlığı

İbadetlerin bir hedefi de, insanı ruhen ve bedenen s,ağlam tutmak, ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumakktlr; hatta malının sağlığını bile korumaktır. Çünkü namaz gibi bir ibadet, abdest ve yıkamayı ön şart kabul etmekle beden temizliğine, özellikle namaz ve oruç insanın ruhi temizliğine, zekat özellikle insanın malının temizliğine birer vasıtadır. Bu bakımdan, bütün ibadetleri terapi olarak tarif etmek mümkündür. Bazı hastalıklar vardır ki, sebebi mikrobiktir ve insanın cismine arız olur. Bazı hastalıklar da vardır ki, sebebi mikrobik değildir, yani ruhidir ve insanın ruhi fonksiyonlarına ve yaşantısına arız olur. Fakat ruhla beden arasında kesin ve kategorik bir ayrım olmadığından, bedeni bir hastalık bazan ruhi yaşantıyı da hasta ettiği gibi, ruhsal bir hastalık bazan bedeni de etkileyebilir. O halde, tam ve sağlıklı bir kişilik için, hem bedeni hem de ruhu dengeli bir şekilde sağlıklı tutmak gerekir. İslam, bir iman-ibadet sistemi olarak her türlü hastalığa karşı hem koruyucu bir hekimlik, hem de iyileştirici etkin bir ilaçtır.

İman, her şeyden önce insanın, ruh ve kalp temizliği demektir. İnsan, Allah'a inanmakla benliğini başka şeylerden temizler, Allah şuurunu yerleştirir; küfür ise kirlilik, kalbin kararması demektir. İman insanın güzel, temiz ve doğru fiiller yapmasına vesile olduğu halde, küfür genellikle insanın çirkin ve yanlış işler yapmasına sebepnolur. İnanmakla insan iç huzura kavuşur, inanmamakla da iç huzursuzluğa girer.

"Amerikan Tabipler ve Operatörler Derneği"nden Doktor Harold Hein, ortalama 44 yaşında bulunan işçilerden 176 erkeği incelediğini; bunların yarısının kaynağı sinir gerginliği olan üç hastalıktan birine müptela olduklarını gördüğünü söylüyor. Bu hastalıklar, kalp çarpıntısı, ülser ve tansiyon yüksekliğidir.

Doktorların bu konuda sabır tavsiyeleri Kur'an-ı Kerim'in tavsiyesi yanında çok zayıf kalır:

"Allah'a dayan; vekil olarak Allah yeter." (Nisa: 80) "Allah dilediğine geniş rızık verir, dilediğine de dar." (Sad: 25)

"Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı ancak Allah'a ait olmasın. O, onun nerede olduğunu ve nereye yerleştiğini bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır." (Hud: 6)

"Allah insanlara rahmetini açarsa, onu kimse tutamaz. Allah'ın vermediğini de O'ndan başka kimse veremez. O, güçlÜ ve her şeyi yerli yerinde yapandır." (Fatır: 2)

Psikologlar, ruh hastalıklarının şifasında ve bunlardan korunmada ımanın en önemli bir faktör olduğunda müttefiktirler. Harward Üniversitesi'nde felsefe Profesörü olan William James "Ruhsal ıstırabın en büyük ilacı, hiç şüphesiz imandır" diyor.

Yine psikologlar sinirsel gerginliğin ve ruhsal sıkıntısının ilacı, bir dost sahibi olmaktır kanısını ileri sürüyorlar. Peki Allah'tan daha iyi dost ve O'nun daima seninle beraber olduğunu düşünmekten bunu böyle bilmekten daha yakın ve daha derin bir teselli olur mu? İnsanı teselli edecek bir arkadaşa ihtiyaç bulunduğu hususunda söylemiş oldukları sözleri, Kur'an Kerim'in ilmine ve onun tavsiyesine nereden ulaşabilir? Zira Cenab-ı Hak (c.c.) şöyle buyuruuyor:

"Eğer kullarım sana benden sorarlarsa, bilsinler ki ben onlara yakınım. Beni çağırdığı zaman çağıranın duasına cevap veririm." (Bakara: 186)

"Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf: 15) "Üç kişi gizli söyleşmez ki, dördüncüsü Allah olmasın." (Mücadele: 6)

Sonuç olarak Cenab-ı Hakk'ın şu mübarek sözünü işitmek, ruha rahatın ve huzurun en yücesini getirir:

"Her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah: 4-5)

Kur'an-ı Kerim kalbin ve hissin bütün köşelerine nüfuz edecek kamil bir imanla Allah'a bağlanmayı, O'na dua etmeyi öğütlemiştir. Allah'a imana, O'na tevekküle ve O'na dua etmeye davet eden ayetler Kur'an-ı Kerım'in pek çok yerinde tekrar edilmektedir. Bütün peygamberlerin ilk davet ettikleri şey, tek olan Allah'a iman ve O'na ibadettir. Bütün ilahi dinlerin esası budur. Zira dinin yani semavi dinin aslı, Allah'a iman ve O'na ibadettir. Değişik çağlarda gelen peygamberler bunu haykırmışlardır:

"Biz Nuh'u kavmine gönderdik, O, "Ey kavmim! Allah'a ibadet edin" dedi." (Mü'minun: 23)

"İbrahim'i de göndermiştik. Kavmine: "Allah'a ibadet edin, O'ndan korkun" demişti" (Ankebut: 16)

Psikolojik ve pedagojik araştırmalar göstermiştir ki, Allah'a iman etmek, O'na güvenmek ve O'na dua etmek, butün ruhsal hastalıklardan, sinirsel ıstıraplardan, hüzün keder ve korkudan kaynaklanan maddi hastalıklardan kurrtulmanın ve korunmanın en büyük ilacıdır. Konuyu Dr, Alexis Carrel şöyle dile getiriyor:

"Diyebilirim ki, namaz, günümüze kadar bilinen kuvvvet ve hareket kaynaklarının en büyüğüdür. Ben şahsen doktor olmam nedeniyle, tedavi ettiğim hastalar üzerinde bunun bir çok örneklerini gördüm. Nice hastalar gelmiştir ki, ben onların tedavisinde başarısız kalmışımdır. Tıp acziyet ve teslimiyetinden dolayı işten el çekince, derhal işe namaz müdahele etmiş ve kısa zamanda onları iyileştirmiştir. Namaz adeta Radyum ışınları saçan bir maden gibi bir enerji ve hareket kaynağıdır. İnsanlar, yeteri kadar hareketlerini sağlayacak kuvvet bulamadıkları zaman, sınırlı olan faaliyetlerini namazla çoğaltmaya çalışırlar. Biz, namaz kıldığımız zaman kainata hakim olan büyük kuvvetle ilişki kuruyoruz. O'ndan sızlanarak kendi katında bize bir ışık ve nur vermesini istiyoruz. Onunla hayatın sıkıntılarına karşı yardım istiyoruz. Hatta diyebilirim ki, yalnız bu yalvarış dahi tek başına, bize kuvvet ve hereketimizi iade etmeye yeterlidir. Zira Allah'a yalvarış ve yakarışta bulunan hiçbir kimseyi gösteremezsiniz ki, o yalvarışlar kendisine en güzel sonuç olarak dönmüş olmasın. (Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak: 229)

Tıbbı araştırmaların neticesine göre, bedensel hastalıkların en önemli sebepleri, insanın genel durumu ve sinir sistemindeki bozukluktur. Allah'a iman yoluyla ruh tedavisi, tıbbın önemli vesilelerinden olmuştur. Psikologlar bu kanaatlerini tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ifade etmektedirler. Dr. Bryl şöyle diyor:

"Gerçek dindar olan bir insan asla ruhsal hastalığa yakalanmaz." Meşhur sinir uzmanı Dale Carnagie şöyle diyor:

"Artık ruh doktorları kuvvetli imanın ve dine sarılmanın, sıkıntı, üzüntü ve sinir gerginliğini yenecek, bu hastalıkları şifaya kavuşturacak iki önemli faktör olduğunu idrak ediyorlar."

Kaynak: Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Sağlık Açısından Dua

Sağlık Açısından Dua

Tarih boyunca dua'nın bedensel ve ruhsal hastalıklar üzerine çok büyük tesiri olduğu bilinmektedir. Bir çok din psikoloğu, "dua"nın mükemmel bir tedavi vasıtası olduğunu belirlemiş bulunmaktadır. Esasen inanç tedavisi günümüzde bazı doktorların başvurmadan edemedikleri bir yöntem haline gelmiş görünmektedir. Vergote, duada psiko-analitik tedaviye benzer bir yol izlendiğini öne sürer. Psikoanalitik tedavinin temel kaidesinin "hareket etmemek, fakat her şeyi söylemek" olduğu bilinmektedir. Temel olarak, başkasıyla konuşma kapasitesini engelleyen düşünceleri unutma durumundan kurtaran söz tedavi edicidir. Dua eden insan, kendisine hile ve kurnazlık yapmak mümkün olmayan Allah'a her şeyi söyleyerek, kendi kendisiyle ilgili ve kendisinin Allah'la ilişkisi konusundaki hakikati, gizleyip saklamadan, olduğu gibi üzerine alır, tecrübelerimiz göstermektedir ki, Allah'la serbestçe konuşmak müsaadesi, serbestçe bir dua etme kapasitesi etkisi meydana getirmektedir. Bedensel rahatsızlıkların tedavisinde de duanın, şifa ile sonuçlanan olumlu etkileri meydana getirdiği, bilimsel gözlemlere dayalı olarak ileri sürülmektedir. Esasen, her türlü hastalığın tedavisinde, gerek hasta gerekse hekim açısından önem taşıyan hususların başında, şüphesiz ki "hastanın maneviyatını güçlendirme ve moralini yükseltme" gelmektedir. Bir çok ağır vakalarda, inançlı ya da tecrübeli hekimler, hastalarına öncelikle dua etmelerini tavsiye etmektedirler. Şüphesiz, kendi kendine veya alışılmış tedavi usulleri ile iyi olabilen hastalıklar söz konusu olunca, şifanın gerçek amilinin ne olduğunu anlamak güçleşmektedir. Ancak, her türlü tedavinin imkansız veya başarısız olduğu hallerde, duanın sonuçları kesin olarak belirlenebilmektedir. Dua, dini telkin ve moral takviyesi yoluyla elde edilen mucizevi tedavilerin yapıldığı Fransa'daki Lourdes Tıp Merkezi'nin çalışmaları bilimsel kayıtlara geçmiş bulunmaktadır." (Carrel, Qua: 174)

Özellikle başkası için yapılan duanın, kişinin kendisi için yaptığı duadan daha etkili ve verimli olduğu gözlemlenmektedir. İslam'da kişinin başkası için yaptığı dua, günahsız dille yapılan dua olarak nitelendirilmiştir.

Kaynak: Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Ruhsal Açıdan Dua

Ruhsal Açıdan Dua

Tatmin edilmemiş sonsuz istek ve arzularımız şuur altına atılarak bizde umulmayan zamanlarda çeşitli buhranlara, çeşitli iç sıkıntılara yol açar. Dua ile en gizli, en mahrem duygularımızı dile getirir, içimizi boşaltır, ümidimizi kuvvetlendirir, korkularımızı hafiftetiriz. İçimize eşsiz bir rahatlık verir, gerginlikleri gideririz. Duasız bir insan, ışıksız bir mahzene benzer. Dua ile kendimizi Allah'a daha yakın hissederiz. Duasız insan yalnızlığın karanlık hapsi içinde çırpınan bir zavallıdır. Dua ile benlik . davranışlarını aşabiliriz; çünkü dua engel ve uzaklıklar tanımaz, zaman ve mekanlar ona engel olamaz. Dua ile sonsuz aczimizi yüce Allah'ın sonsuz kudretine bağlama saadetine ereriz. Dua ile ruh gücünü kanatlandırırız. Duada iç varlığımız aydınlanır. Duada kendi gücümüzle değil, Allah'ın sonsuz gücüyle meydan okuruz.

Namazda "Bana doğru yolu göster; beni eğri ve kötü yollardan koru; bana kuvvet ver" demek suretiyle bir taraftan kendimizi, insanlık haysiyetimizi koruyup yükseltmeye yöneltirken, öbür taraftan sınırsız güçsüzlüğümüzü Cenab-ı Hakk'ın sonsuz kudretine bağlar, ruhumuzda eşsiz bir enerji depo ederiz. Bir akümülatör zamanla boşalır. Onu bir kaynağa bağlayıp, şarj etmemiz gerektiği gibi, dış tesirlerle dengesi bozulan varlığımızı ilahı feyizlerle beslemek ve ruhi bir enerji ile doldurmak için en kestirme yol "namaz"dır. Allah(c.c.)'ın büyüklük ve yüceliğini gereği gibi düşünen bir insan, tarifi imkansız hayretler ve haşyetler içinde kalır. Yani bir çeşit hayret, korku, dehşet, coşkunluk ve heyecan içinde kalır. işte her secdede bu hayret ve haşyetin ifadesi vardır. Madde planında basit bir biberin acılığı nasıl yemeklerimize lezzet verirse, bu çeşit korku ve dehşetler hem ruha eşsiz bir zevk verir, hem de onu yüceltir. ibadet yapmamak ve dua etmemekten dolayı ruhları aç kalan nice insanlar vardır ki, medeniyetin bütün lüks ve konforu, ellerindeki servet ve imkanlar onları mutlu edememiştir. iç huzurdan yoksun olan bu biçareler, vicdanları ile başbaşa kalmaktan korkarlar. Onların çılgınca eğlence ve kahkahaları iç varlıklaarında tutuşan yangını maskelese bile kendilerini için için kemirmekten asla kurtaramaz. Hatırdan hiç çıkmamak gerekir ki, ruhun da beden gibi bir çok ihtiyaçları vardır.

Bu hususları gözden uzak tutan yanlış düşünce ve hükümmler bugün insanlığı buhranlara sürüklemekte, kıvrandırmakta, onu gönül huzurundan yoksun bırakmakta ve felaketine yol açmaktadır.

içimiz iman nuruyla parlamadıkça ruh yaralarına merhem olan ilahi emirler yerine getilmedikçe, ibadet ve dualarla içimizi aydınlatmadıkça ne içimizin kasveti kaybolur, ne de dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşabiliriz.

Bugün bir çok hastalıkları meydana getiren çeşitli miktoplar keşfedilmiştir. Bazan yıllarca bu mikroplarla beraber yaşarız, hastalanmayız da, acaba neden günün birinde onların pençesi altında kıvranırız? Çünkü o ana kadar vücudumuzun savunma sistemi, mikropları altedecek durumda idi. Peki niçin bedenimizin direnci birden kırıldı? Ruh ve beden tababeti (psiko-somatik) bunu da ruhi sebeplere bağlamak meylindedir. Şöyle ki: Çeşitli ruhi gerginlikler, üzüntüler, korkular, imansızlık ve ümitsizlik vücut müdafaasını üzerine alan hücrelere tesir ederek adeta onların direncini felce uğratıyor, böylece meydan mikroplara kalıyor; savaşı kaybediyoruz. Zaten ümitsizlik olmazsa, mağlubiyet de olmaz.

Kaynak: Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

Psikolojik Açıdan Dua:

Psikolojik Açıdan Dua

Dua'nın çok yönlü psikolojik etkileri, gerek teorik gerekse tecrübî gözlemler seviyesinde açıklığa
kavuşmuş olan bir husustur, Dua, insanın duygularını, a1gılarını, davranışIarını, ruhi ve bedeni
sağlığını, hatta maddi olayları değişikliğe uğratan etkiler yapabilmektedir. Bir başka deyişle, dua bir tür zihni ve uzvi değişiklikten ibarettir. Ancak, dua eden kimsenin elde edeceği psikolojik değerlerin, bütünüyle o kişinin inancına bağlı bulunmakta ollduğu da bir gerçektir. Samimi inanç sürdüğü sürece duanın etkisi kesin ve mutlaktır. Duanın gerçek değeri dua fiiliyle teselli bulmadadır; böylece insan iradesi Allah'ın iradesine uyar. İnsanın umut ve tasasının değişmesi ve yüceltilmesi yoluyla insanın Allah'ın iradesine tam uymasıyla son bulan gerçek duanın mucizevi gücü vardır.

Psikolojik açıdan yapılan tahliller de duanın, ilahı yardımın celbi için başvurulan genel bir ruhi mekanizma olduğuna işaret edilmekle birlikte daha çok insanın yaratıcısına doğru fıtri çekilişini,
yakınlaşma isteğini ifade ettiği üzerinde durulmuştur. Bu yönüyle dua zihnin maddi olmayan aleme doğru çekilmesi, bazan her şeyin değişmez ve üstün prensibinin huşfi içinde bir temaşası, ruhun Allah'a doğru yükselişi, hayat denilen mucizeyi yaratan varlığa karşı aşk ve tapınma ifadesi; her şeyi yaratan, en üstün kemal, kudret, kuvvet ve güzellik kaynağı, herkesin kurtarıcısı ve hamisi olan görülmez bir varlıkla ilişkiye geçmek için yapılan bir gayret (Carrel, Dua: 6) Allah'ın durmadan taşan sevgi ve alakasına kulun verdiği bir cevaptır.

Muhammed İkbal'e göre dua ve ibadet, kainatın dehşet verici sessizliği içinde insanoğlunun kendisine bir cevap bulmak için hissettiği derin hasret ve iştiyakın ifadesidir. Tabiatı ilmı olarak araştırmak bizi "Mutlak Hakikat"le temas haline getirir. Bu da bir bakıma dua ve ibadettir. Ancak, dua ve ibadet bu zihni faaliyet için zorunlu bir tamamlayıcı olarak kabul edilmelidir. (İslam'da Dini Tefekkürün Yeniden Teşekkülü, (105) )

Tabiatın, üzerinde araştırma yapanlarda dini şuurun uyanmasına yol açacak ve araştırmacıyı sonunda yüce bir kudreti kabule, O'na dua etmeye ve sığınmaya sevk edecek uyarıcılarla dolu olduğu hususu Kur'an'da üzerinde sıkça durulan bir konudur. Bir ayette, Al1ah'ın varlığını en iyi sezip O'nun kudretini en etkili şekilde hisseden ve dile getirenlerin alimler olduğu şöyle ifade edilir:

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için ayetler vardır. Onlar Allah'ı ayakta, otururken ve yatarken zikreder, göklerin ve yerin yaradılışı üzerinde derin derin düşünürler ve şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen her türlü noksanlıklardan münezzehsin. Bizi cehennem azabından koru!" (Al-İ İmran: 190-191)

Dua, genel olarak insanın bütün ruhi faaliyetlerine bir güç ve canlılık sağlamaktadır. James, bunu kişinin ister içinde isterse dışında olsun gizli bir enerjinin faaliyete geçmesi olarak yorumlar. Yani,
dua aracılığı ile Allah'la kurulan ilişki ve iletişim sayesinde ilahi enerjinin etkisi, ruhun ihtiyaçlarını karşılamaya, korkularını yatıştırmaya ve bu yolla dış dünyayı değiştirmeye koyulmaktadır.

Böylece dua, normal bir durumda kişinin gücünü artırmakta, şuur düzeyinin yükselmesine ve idrak kapasitesinin keskinleşmesine imkan vermekte, olağanüstü işleri başaracak güç, kuvvet ve yeterlilik kazanmaktadır. Sıkıntılı, bunalımlı ve gergin bir durumda ise duanın etkisi, "yatışma ve rahatlama" şeklinde kendisini gösterir. Duanın bu sükunet temin edici etkisi, duada kullanılan söz ve başvurulan tasavvurların kendilerine ait kuvvetine bağlanamaz. Esasen, söz veya tasavvurlar duanın zaruri unsuru olmadığından, kişi bunlarsız da dua edebilmekte, Allah'a yönelmektedir. Hatta bazı durumlarda dua açık istek konusuna da sahip olmayabilir; burada daha çok belirsiz ve farksızlaşmış bir arzu, Allah'a yakınlaşma arzusu söz konusudur. Bu bakımdan, duadaki yatışma ve rahatlama etkisi, merrkezi ruhi oluşumların, varlığın çekirdeğinin gücünde bir artış olarak anlaşılabilir. Her durumda dua ile meydana getirilen güç ve sevincin artması olarak hissedilen sübjektif tecrübeler, sinir sisteminin dengesinin yeni bir düzennlenişi veya kuvvetlenmesi olarak değerlendirilebilir." (Marinier, Dua: 44)

Dua, ferdin dünya ile ilişkisini ve dünyaya ait tasavvurunu genel bir tarzda değiştirir, duygusal algılarının biçim değiştirmesine yol açar. Dua, derin varlığın, benliğin gizli kalmış bölümlerinin ortaya çıkmasına normal şuura yabancı kalan bir takım keyfiyetlerin kavranmasına imkan verir. Tecrübelerimiz göstermektedir ki, alçak sesli ciddi anlatımlar, her şeyden önce ruhiyatın alt bölümlerine, içgüdüsel ve şuur dışı kalan ve geçmiş yaşantıları, hatıraları, bünyesinde barındıran bölümlere nüfuz etmektedir. İşte bu tarzda dile getirilmiş bir duanın, özellikle hastalık, bedeni dengesizlik veya zihni bunalım, duygusal ya da duygusal şaşkınlık durumlarında etkileyici olduğu görülmektedir. Böylesi bir dua, şuurun karanlık bölgelerine nüfuz ederek, kişide bir sükunet meydana getirmektedir.

Dua, kişide iradi bir canlanmaya yol açarak her şeyden önce sıkıntıyı ortadan kaldırır, benliğe ait tepkileri gittikçe artan bir şekilde aşma kapasitesi sağlar. Durumlar ve olaylar üzerine büyük bir estetik güç ve etkiye sahip kılar. Tarihin, milletlerin ve medeniyetlerin derin akışına gittikçe daha çok uyum sağlar. Normal şuurun farklı veya tedirgin edici bulup reddetmeye kendisini hazır hissettiği şeyin, daima çok geniş bir kabulü ve benimsenmesi ni sağlayan davranış değişikliği meydana getirir. Dua sayesinde eşyanın anlamı gittikçe artan bir şekilde keşfedilir.

Ahlak ve karakter üzerinde de duanın çok büyük etkisi vardır. James duayı, insanların çoğunda ahlakı sıhhatin ve akabinde fiziki sıhhatin vazgeçilmez bir faktörü olarak görür. Carrel de aynı konuya işaret ederek, sık sık yapılan bir alışkanlık haline gelen duanın karaktere etki ederek, onun temizlenip olgunlaşmasına yol açabileceğini belirtir. (Carrel, Dua: 32) Dua bir anlamda kişinin kendisiyle ilgili hakikati bir bütün olarak keşfetmesine imkan veren bir "şuur genişlemesi"dir. Dua anında şuurun derinliklerinde sanki bir ışık yanar ve orada insan kendisini olduğu gibi görür. Bencilliğini, hırsını, hatalarını, gururunu keşfeder. Sonuçta, ahlakı vazifelerini yapmaya hazır hale gelir, fikri ve zihni alçakgönüllülüğü, olgunluğu kazanmaya çalışır, kötülük ve ıstıraplara karşı sabır ve dayanma gücü gelişip, kuvvet kazanır. Devamlı dua eden kişilerde görev ve sorumluluk duygusu artar, kıskançlık ve kötülük eğilimleri azalır. Başkaları hakkında iyilik ve hayırseverlik duyguları hakim hale gelir. Fikri ve zihni gelişmeleri eşit olanlar arasında yapılan araştırmalarda, karakter ve ahlaki değerin, arasıra dua edenlerde bile, hiç etmeyenlere göre daha yüksek olduğu görülmektedir. (Carrel, Dua: 35) Dua, Kişide zihni, manevi ve ahlaki güçlerin daha iyi kullanılmasına, yücelip güçlenmesine, ümit ve inancın canlanmasına, endişe, sıkıntı ve korkunun yatışmasına ve kişiliğin en üst derecede bütünleşmesine imkan sağlayan bir etki gücüne sahip olmaktadır.

Kaynak: Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı