22 Temmuz 2009 Çarşamba

Sözlü ve Fiili Dua


Sözlü ve Fiili Dua

Fiili dua, kişinin herhangi bir arzusu karşısında elinden gelen her şeyi tamamen yapmak demektir. Mesela; hastasına Allah'tan şifa dileyen kimsenin tıbbın gerektirdiği şeyleri imkanları çerçevesinde yerine getirmesidir. Bunu yerine getirmediği müddetçe, ellerini açıp Allah'tan şifa dilemesinin bir anlamı olmayacaktır. Çünkü Allah yeryüzündeki her şeyi bir takım sebeplere bağlamıştır. Gerçi Cenab-ı Hak (c.c.) bazan sebepsiz de yaratabilir, verebilir. Ama bu Allah'ın hayata koyduğu kanunlara aykırıdır. Biz, o sebepleri yerine getirmekle yükümlüyüz.

Yağmur duası konusunda fıkıh kitaplarımızda çok önemli metinler vardır. İlmi bir komisyon tarafından titizlikle hazırlanan ve kaynak eser olarak kabul edilen "Fetava-i Hindiyye"de bu hususa özellikle temas edilmiştir. Yağmur duasına ancak zaruret hallerinde çıkılır. Çeşme, akarsu olan yerlerde susuzluk ve kuraklık bir zaruret sayılmaz. (Fetava-i Hindiyye: 1/154)

ırmak, akarsu, kuyu, artezyen, çeşme ve pınar olmayan köy, kasaba ve şehir halkının yağmur duasına çıkması sünnettir.

Belirtilen imkanlara sahip olanların çıkması sünnet değildir. Çünkü önce mevcut suları değerlendirmek,istifade yollarını araştırmak vaciptir. Köy veya kasabanın içinde ya da yakınında ırmak veya akarsu akıp giderken, hiç kimse zahmet edip bu sudan yararlanma yollarını araştırmıyorsa, o takdirde yağmur duasına çıkmalarının hiçbir anlamı yoktur. Hem bu durumda olanların duası kabul olunmaz; çünkü İslam, tembelliğin karşısındadır. Kul gücünün yettiği nispette çareler araştırır ve imkan sınırının 'son noktasına gelirse, Allah ancak o zaman ona yardım eder, duasını kabul eder.

Fiili dua her zaman sözlü duadan önce gelir. Ama ikisini birbirinden ayrı düşünemeyiz. Çünkü fiili dua bedenin eylemi ise, sözlü dua da ruhun eylemidir. Zaten insan bu ikisinden oluşan bir varlıktır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:

"Hayatımı kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, iyiyi emredecek, kötülüğü yasaklamaya çalışacaksınız veya Allah, size kendi katından bir azap gönderecektir. Azap geldikten sonra O'na dua edeceksiniz; fakat duanız kabul olunmayacaktır."

(Tirmizı, Taberani)

Bu hadis-i şerifte de görüldüğü gibi fiili dua yapmaadan, sözlü duanın kabul edilme ihtimali yoktur.

Dua, Allah'tan bir şey istemektir. Fakat bu şey, düşünme, bilim, sorumluluk, irade, zahmet, iş, emek ye eziyetin yerini alan bir şey olmamalıdır. Tam tersine, insanın bizzat kendisi bu sorumluluğun içindeyken, zaman zaman ihtiyaç duyduğu bir şeyi elde etmeye yönelik bir duada bulunabilir. İşte o zaman bu şeyi ister ve alır. (Carre, Dua: 156)

İslam duayı sorumluluktan veya işten kaçmak için emretmemiştir. İslam'ın emrettiği dua tüm hazırlıklardan ve işten sonra yapılan duadır. Ancak tüm hazırlıkları eksiksiz yerine getirdikten sonra "Artık bu iş tamamdır" diyerek duadan uzaklaşmak da yanlıştır. İşler ancak dua ile tamam olur.

Duayı, sorumluluktan kaçan, tembel, acz içerisinde olan insanların ellerinden alarak sorumluluğun bilincinde olan ehil insanların ellerine verirsek, aksiyon kazanacaktır.

Dua mert çehrelerde güzellik kazanır. Hz. Ali gibi, kılıcı savaş alanında ölüm yağdırıken, dili acizliğini, inleyişini duyurur, gözleri yaş döker, (Carrel-Şeriatı, Dua: 170)

Mü'minin elinden geleni yaptıktan sonra ellerini açıp Allah'tan yardım dilemesi de sözlü duadır.

Kur'an-ı Kerim'de hayatları ayrıntılı bir şekilde anlatılan İsrailoğulları da toplumdaki sorumluluklarını, bir başka ifade ile fiili duayı terkettikleri için bozulmaya başladılar ve bu davranışları Cenab-ı Hak (c.c.) tarafından lanetlendi.

Allah Rasulü (s.a.v.) buyuruyor ki:

"İsrailoğullarında ilk bozulma şöyle başladı: Onlardan bir adam, zulmeden, kötü iş yapan birine rastladı ve:

"Sana ne oluyor? Allah'tan kork ve bu yaptığından vazgeç! Zira bu sana helal değildir" dedi. Sonra, ertesi gün aynı adama rastladığı vakit, ondan bir gün önce gördüğü bu kötülük, onunla bir arada oturup, birlikte yiyip içmesine engel olmadı. Böyle yapmaya başlayınca; Allah onların kalplerini birbirine çarptı. (Onların kalpleri birbirine benzedi.)

"Sonra İsrailoğullarından, isyan etmeleri ve Allah'ın çizdiği sınırları aşmaları sebebiyle küfredenler, Davud ve Meryem'in oğlu İsa'nın dili ile lanetlendiler. Onlar işledikleri kötülüklerden birbirlerini alı koyamazlardı. Yaptıkkları ne kötü idi."

(Maide: 78-79)

Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı

1 yorum:

  1. Evet fiili ve sözlü dua bir arada olmalıdır yalnızca sözlü dua olunca olmuyor.Cenabı Hak bir ayeti celilesinde buyuruyor ki : "Kişi için ancak çalıştığının karşılığı vardır" dikkat edersek burada müslüman için değil kişi için buyuruyor.Yani ne denmek isteniyor? Kullarım müslüman veya kafir olmanız bu konuda bağlayıcı değildir hanginiz ilme daha çok önem verirseniz ona ben gücü kuvveti verirdim.Ecdad zamanında dini ve dünyevi ilimler bir arada okutuluyordu. Ne sadece dini ilimlere yöneliniyor nede sadece dünyevi ilimlere yöneliniyordu ikisine de önem veriliyordu.O yüzden bütün dünya Osmanlı'nın adını duyunca tir tir titriyordu.Daha sonra Osmanlı yıkılınca dini ilimler gitti ilerleme bitti.

    Herkes başladı sadece sözlü duaya halbuki Mevla kuluna ilim verecekse önce o kulunun çabasına bakar.Şu söz ne güzel açıklıyor herşeyi:

    Her kim ederse emek o akibet bulur yemek
    etmezsen emek bulamazsın yemek
    YanıtlaSil

Uyarı: Yorumlar önce yönetici onayından geçmektedir. Reklam içerikli ve İslam Ahlakına aykırı yorumlar silinecektir. İyi niyetli yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Google hesabı olmayan arkadaşlar yorumlama biçimini Adı/URL seçip yorum yazabilirler. URL'yi boş bırakabilirsiniz.