9 Temmuz 2009 Perşembe
Kur'anda Dua
-ı Kerım'de dua ile ilgili ayetler iki yüze yakın yerde geçmektedir. Bu ayetlerde dua ve türevieri Allah'a dua etme, istek ve ihtiyaçlarını arzularını arzederek O'nun lütfunu dileme, çağırma, seslenme, davet etme, ibadet etme, yardıma çağırma, bir durumu arzetme, Allah'ın birrliğini tanıma, isnat ve iddia etme anlamlarında kullanılmıştır. Ayrıca tevbe, istiğfar gibi kulun Allah'a yönelişini ve O'ndan dileklerini ifade eden çok sayıda ayet ve geniş anlamda dua ile alakalıdır. Konuyla ilgili ayetlerin bir kısmında insanların Allah'a dua etmeleri emredilmiş, duanın usülü, adap ve tesiri üzerinde durulmuştur (Bakara: 186; Nisa: 4; Yusuf 86). Bazı ayetlerde yersiz, zamansız ve makbul olmayan dualardan bahsedilmiştir. Bazı ayetlerde ahiretteki pişmanlık duaları geçmektedir. Bazı ayetlerde peygamberlerin, diğer salih insanların dualarından bahsedilir. Bu dualardan yirmi bir ayette Hz. Musa'nın, on yedi ayette Hz. İbrahim'in, on altı ayette Hz. İsa'nın, on iki ayette, Hz Nuh'un, dokuz ayette Hz. Zekeriyya'nın duaları geçmektedir. Ayrıca Hz .Adem'in, Hz. Şuayb'ın, Hz. Yunus'un, Hz Yusuf'un, Hz Eyyub'un, Hz. Lut'un, Hz. Süleyman'ın, Hz. Meryem'in annesinin, Firavun'un karısının, Firavun'a karşı koyan sihirbazların, Talut'un askerlerinin, çaresiz kalanların, mazlumların, melekler gibi kişi ve toplulukların duaları beyan edilmektedir.
-ı Kerim'de geçen bazı sure ve ayetler örnek dua metinleri mahiyetindedir. Bunlardan Fatiha suresi Allah'ı veciz bir şekilde anlattıktan sonra O'na kulluk ve duadaki ihlası, insanlığın en büyük arayışı olan doğru yola ulaşmanın içten dileklerin benzersiz bir üslupla ifade eden sözleriyle bütün müslümanların en çok okudukları dua metni haline gelmiştir. Bakara suresinin 201. ayetinde geçen "Ey Rabbimiz! Bize dünyada güzellik ver, ahirette de güzellik ver; bizi cehennem azabından koru" mealindeki sözler Fatiha'dan sonra en çok okunan dua olmuştur.
Prof. lzutsu 'ın duaya bakışını şöyle açıklar:
Vahiy, Allah ile insan arasında cereyan eden yukarıdan aşağıya, Allah'tan insana doğru olan bir çeşit özel konuşmadır. Allah kendi kelimelerini insana yöneltir. Doğrudan peygambere ve dolaylı olarak da insanlığa tevcih eder. Fakat Allah ile insan arasındaki bu lisanı münasebet tek taraflı değildir. Başka bir deyişle, insan bu münasebette daima pasif kalmaz; bazan o da Allah ile sözlü bir ilişki başlatır ve O'nunla dilsel işaretler kullanmak suretiyle konuşmak ister. İşte bu isteğin neticesinde öyle bir olay doğar ki bu, yapı bakımından vahye benzer. Ancak bunda konuşma doğrultusu yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğrudur. Vahiy gibi bu da olağanüstü şartlar altında ve özel bir biçimde meydana gelir. Normal olarak insan, doğrudan doğruya Allah'a hitap etme vasıtasına sahip değildir. Normal kelime alışverişi olabilmesi için iki taraf arasında ontolojik eşitlik bulunmalıdır. Bu, dilin temel prensibidir. İşte bu prensibi bozacak bir hal vukfi bulduğu zaman insan Allah'a hitap edebilir, O'nunla konuşma yeteneğine sahip olur. Bu, öyle olağanüstü bir haldir ki bu halde insan, kendi kafasını günlük durumunun üstünde bulur. Böyle bir durum vukfi bulunca insan kafası gerilir, gerilir, kırılma derecesine varır. İşte bu raddeye gelince insan Allah'a doğrudan doğruya söz söyleme noktasına varmış olur. Böyle bir durumda insan normal manada insan değildir, Kirmanı'nin dediği gibi, kendi benliğinden üstün bir varlığa dönüşmüştür. İşte olağanüstü durum içinde geçen böyle bir konuşma olayına dua denir. (lzutsu, 'da Allah ve İnsan: 182)
İnsanı bu duruma getiren, dili bu şekilde kullanmaya elverişli sebepler değişik olabilir: Allah'a karşı duyulan derin sevgi ve zühd olabilir, ölüm tehlikesi olabilir -ki çoğunlukla bu sebeptir- 'da Allah'a inanmayan müşrik Arapların dahi bir tehlike anında halisane Allah'a yalvardıklarını görüyoruz:
"İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir." (Yunus: 12)
"Onlar, bu dalgalarla gerçekten kuşatıldığını sanmışlarken, dini Allah'a özgü kılarak O'na dua etmeye başlarlar:
"Eğer sen bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız" derler." (Yunus: 22)
Görülüyor ki bu çeşit dilsel bir hareket tarzı, insanı normal düşünce tarzı dışına çıkaran olağanüstü durumlarda oluyor. Zira insan kalbi, yalnız bu olağanüstü durumda bayağı düşüncelerden, dünyevi gâilelerden arınır ve dolayısıyla konuştuğu dil, ruhsal olarak yüksek bir nitelik kazanır. "Dua, kalbin Allah ile konuşmasıdır." Ancak insan kalbi yüksek bir duruma geldiği zaman dua olabilir. Aşağıdaki ayet, duanın üstün bir durum ile olan ilişkisini her şeyden daha iyi anlatır:
"Eğer size Allah'ın azabı gelirse yahut size kıyamet gelirse Allah'tan başkasına mı yalvaracaksınız? Eğer doğru iseniz söyleyin. Hayır! Yalnız O'na yalvaracaksınız." (En 'am: 40-41)
Bu ruhsal gerginlik ne zaman biraz gevşer ve her şey sadece geçici bir olay olarak ortadan kaybolmaz da sabit, köklü bir zühde dönüşürse, o zaman dua, bir yalvarış, ibadet haline gelir. (Izutsu: 184)
"Rasulüm! De ki: «Ben Allah'tan başka çağırdıklarınız putlara ibadet etmekten menolundum.»" (En 'am: 56) "Sabah-akşam Allah'ın rızasını isteyerek Rablerine yalvaranları kovma." (En 'am: 52)
"Her mescitte yüzlerinizi Allah'a doğru tutunuz ve dininizi O'na özgü kılarak içtenlikle O'na yalvarınız." (A 'raf: 29)
Kaynak: Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
Uyarı: Yorumlar önce yönetici onayından geçmektedir. Reklam içerikli ve İslam Ahlakına aykırı yorumlar silinecektir. İyi niyetli yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Google hesabı olmayan arkadaşlar yorumlama biçimini Adı/URL seçip yorum yazabilirler. URL'yi boş bırakabilirsiniz.