19 Temmuz 2009 Pazar
Kader ve Dua
Kader ile Dua Çelişiyor mu ? Dua Kaderi Değiştirmek midir ? Dua etmek kadere isyandır diyenlere ne cevap vermeliyiz ?
yı daha önce tarif etmiştik.
Kader Allah Teala'nın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zaman ve mekanını, vasıflarını, özelliklerini, kısaca ne şekil ve ne zaman olacaklarsa onların hepsini ezelde, daha onlar meydanda yokken bilip o şekilde takdir etmesine denir. Bu takdir Allah'ın ilim sıfatıyla ilgilidir.
Her şeyi takdir edip yaratan Allah'tır. Fakat çalışıp kazanan, işi yapan kulun kendisidir. İyi veya kötü taraflardan birini seçmek kula ait bir iştir. Aramak ve çalışmak kuldan, yaratmak Allah'tandır.
Bunun için insan işlediği her şeyden sorumludur. Hayır işlemişse mükafatını, şer işlemişse cezasını görür. Kadere ve kazaya iman etmek, insanların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yani bir insan Allah'ın takdiri olduğu için günah işlemeye kalkışamayacağı gibi, böyle bir fenalığı işledikten sonra da Allah'ın takdirinin böyle olduğunu, kendisinin elinden bir şey gelmeyeceğini ileri sürerek kendini mazur göremez. Zira insanların işleri ne olmadan önce ne olduktan sonra kaza ve kadere isnat olunamaz. Çünkü bu kaza ve kaderin işin gerçekleşmesine kadar ne şekilde olacağı belli değildir. Kaderin mahiyeti bir sırdır, Allah'tan başkası onu bilemez. Kendi istek ve irademizle yaptığımız işi, ne şekilde olduğunu bilemediğimiz kadere yükleyip kendimizi sorumluluktan kurtaramayız. Aksine; kendi istek ve irademizi o tarafa sevk etmek suretiyle ilahı takdirin bu şekilde tecelli etmesine kendimiz sebep olduğumuzdan dolayı sorumlu oluruz.
ile ilgili önemli bir mesele de -kader ilişkisidir. Yani kaderi değiştirir mi? Değiştirirse, kaderin ne anlamı kalmaktadır? Değiştirmiyorsa niçin etmekteyiz? Çünkü Allah bir şeyin olacağını biliyorsa ve dilemişse o şey mutlaka olacaktır. Olmayacağını biliyorsa ve dilememişse olmayacaktır.
Onun ilmi de, takdiri de değişmez. Ayrıca Allah gizli-açık her şeyi, gönüllerdekileri ve zihindekileri bilir. eden kulun hali zaten Allah tarafından bilinmektedir. Şu halde kulun isteğini sözlü olarak bildirmesine ne gerek vardır? Ayrıca kulun kadere razı olması ve teslim olması lazımdır. , kulun kadere razı olmayıp kendi dileğini Allah'ın dileğine tercih olmuyor mu? Bütün bu gerekçeler ileri sürülerek, nın gereksiz olduğunu, hatta yapılmamasının daha iyi olduğunu savunanlar olmuştur. Bu tereddütlere karşı şu cevaplar verilebilir:
ı. Allah kulun edip etmeyeceğini de önceden bilir. Bu yüzden ile kaderin değişmesi söz konusu değildir. Kader bizim açımızdan bağlayıcıdır. Allah bazı şeylerin meydana gelmesine bazı şartlara mesela ya bağlı olarak takdir etmiş olabilir.
2. Allah kulun korkuyla ümit arasında olmasını, dolayısıyla ne ümitsizliğe ne de şımarıklığa kapılmasını ister. Kullarını, kulluk konusunda imtihan etmek gibi hikmetlerle kaderi gizlemiştir. Biz kaderi bilmediğimize göre kulluk gereği edeceğiz ve korku-ümit dengesi içinde bir hayat süreceğiz.
3. Kader değişmeyeceğine göre, etmeyelim, demekle hiçbir ibadet yapmayalım ve dünyada hiçbir idari tedbir almayalım, çalışmayalım demek arasında fark yokktur. Her ikisi de Cebriyeci bir görüştür. Hz. Peygamber'e "Herşey önceden takdir edilmişse yaptıklarımızın ne faydası var?" diye sorulunca, "Yapın, çalışın Herkes ne için yaratılmışsa kendisine o kolaylaştırılmıştır." buyurarak çalışmanın ve gayretin gereği ne dikkat çekmiş, cebir ile mutlak hürriyet arasında orta yolu tavsiye etmiştir.
4. Allah'ın kulun durumunu nasıl olsa bildiği ve ya gerek kalmadığı meselesine gelince, nın illa söz ile yapılması şart değildir. Kulun içten Allah'a yönelip "Halimi biliyorsun, işimi sana havale ettim" diye içinden geçirmesi de dır ve belki daha ihlaslıdır.
5. "da kadere razı olmamak var" iddiası da geçersizdir. Bir kere ileriye yönelik isteklerimizde kaderi bilmiyoruz ki isteğimize aykırı olup olmadığı bilinsin. Kaderin ortaya çıkmasından sonraki da kadere razı olmamak değil, en iyi kulluk belirtisidir. Kaderin tespit edicisi ve en üstün kudret sahibine karşı acizlik ve güçsüzlük duygularıyla yalvarmaktır, Allah'ın kudretini itiraftır. Kul başına bir şey gelince Allah'tan istekte bulunmayacak da kimden bulunacaktır? Allah'tan daha kudretli bir varlık var mı ki ona yakarsın?
Ayrıca yı emreden pek çok ayet mevcuttur. Yani eden Allah'ın emrine uyuyor ve ibadet ediyordur. kişinin başı sıkışınca veya ihtiyacı ortaya çıkınca yapılan istekler olarak değil, Allah'a karşı acizliği ortaya koyan bir ibadet olarak yapılmalıdır. Kur'an'da insanın darda kalınca Allah'a yakardığını belirten ayetlerden, sadece sıkışınca Allah'ın hatırlanmasının doğru olmadığını, mutlu anlarda da Allah'a yakarmanın ve etmenin gerektiğini anlıyoruz. Zaten darda kalıp yapışacağı dal kalmayınca Allah'a yakarmak insanın psikolojik bir özelliğidir.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerım'de şöyle buyuruyor:
"İnsana bir zarar dokunsa hemen içtenlikle Rabbine yönelerek eder. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için ona eşler koşar." (Zümer: 6)
Gazali ve Fahreddin er-Razî'ye göre kader- ilişkisi şöyle açıklanmıştır:
Razî'nin belirttiğine göre bazı kişiler nın faydasız olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunların iddiasına göre, ile talep edilen durumun vukû bulacağı Allah katında biliniyorsa, bunun için etmeye gerek yoktur, nasıl olsa vuku bulacaktır. Eğer vuku bulmayacağı Allah tarafından biliniyosa, bunun için etmek faydasızdır; çünkü vukûu imkansızdır. Allah'ın meydana geleceğini ezelde takdir ettiği şeyin vukûunu önlemek, takdir etmediğinin meydana gelmesini sağlamak mümkün değildir; şu halde , takdir'i değiştirmez. Allah nezdinde her şey malum olduğuna göre, ile bir bakıma ihtiyaçlarımızı O'na hatırlatmak kulluğa yakışmaz. Nitekim dini bakımdan en yüksek makamda olan sıddıklar bu makama "takdire rıza" ile ulaşmışlardır. Ayrıca , nefsin muradını Allah'ın muradına tercih etmek anlamına geldiğinden edebe aykırıdır.
İslam alimlerinin pekçoğu bu iddialara karşı çıkmışlardır. Onlara göre kadere dayanarak yı reddetmek yerine yı da takdirin bir parçası saymak daha makuldur. Ezelde ya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine ile hasıl olacaktır. Kaderin olaylara göre önceliği varsa, Allah'ın da kaza ve kadere önceliği vardır. Bunun aksini düşünmek, Allah'ı da kaza ve kadere mahkum farzetmek sonucuna götürür. Ayrıca dan maksat, Allah'ın bilmediği bir şeyi O'na hatırlatmak değil, kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve ihtiyacını Allah'a arzetmesidir. Bundan dolayıdır ki, büyük bir kulluk makamıdır. Bütün bu aklî deliller yanında pek çok ayet ve hadisle de nın gerekliliği, fayda ve tesirleri açıkça bildirilmiştir. (Razî, 5/97)
İmam Gazali, "Allah'ın takdiri değişmeyeceğine göre nın ne faydası vardır?" sorusuna şöyle cevap vermektedir
"Olaylar önceden sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanmıştır. Sebeplerin sonuçları doğurması zaman içinde meydana gelir. İyilik veya kötülüğü takdir eden Allah, bunlar için bir sebep de takdir etmiştir. kötülüğün giderilmesi veya iyiliğin sağlanması için bir sebeptir. nın bir faydası da kalpte Allah inancının kökleşmesini sağlamasıdır ki, bu da ibadetin hedefidir." (Gazali, İhya: 1/328)
Kaynak : Rauf Pehlivan - nın Esrarı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 yorum:
Uyarı: Yorumlar önce yönetici onayından geçmektedir. Reklam içerikli ve İslam Ahlakına aykırı yorumlar silinecektir. İyi niyetli yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Google hesabı olmayan arkadaşlar yorumlama biçimini Adı/URL seçip yorum yazabilirler. URL'yi boş bırakabilirsiniz.