9 Temmuz 2009 Perşembe

Dua Fıtridir


Dua Fıtridir

İnsanlık tarihi incelendiği zaman görülür ki, insanlar hangi çağda bulunmuşlarsa, kendi kudretlerinin üstünde ve bütün varlık alemine egemen bir kudretin, bir yaratıcının varlığına iman etmiş ve O'na üstün bir saygı göstermişlerdir. Bunu yalnız semavi dinleri kabul edenlerde değil, vahşi kavimlerde de görüyoruz. Sadece insanlık tarihi açısından değil, psikolojik açıdan da görüyoruz ki, insanda hem Allah'a iman, hem de O'na karşı sevgi, saygı, korku, ümit, dua ve ibadet duyguları fıtridir.

Duayı psikolojik açıdan ele alan Marinier şöyle diyor:

"Her türlü dini inancı terketmiş, sadece rasyonel bir hayat tarzını benimseyen bir çok kişi bir kaza anında veya bir hastalık sırasında yahut da ecel saatinde dua ve yakarışlara koyulurlar. Genel bir tarzda öyle geliyor ki, dua ihtiyacı ile iç darlığı arasında bir irtibat kurulabilir; bu iç darlığı ister harici bir tehlike tarafından ister şuurlu ya da şuursuz suçluluk duygusu ile tahrik edilmiş olsun, değişmez. Böylesi durumlarda bu ihtiyaç, belki de bir aşağılanma, şuur merkezinin zayıflaması ve iptidaı suların kabarması gibi hissolunabilir. İşte bundan ötürü ünlü akılcı filozoflar dostlarını ve gelecek kuşakları, ölüm anında takınabilecekleri dini bir davranışa, kendi aydınlıklarının çöküşü ve ilkelin muzafferane biçimde kendilerine yeniden bir dönüşü olarak, ödlerinin patladığı böyle bir tavra karşı korumuşlardır.

Şu kesindir ki, rasyonalistin bir tür dışarıdan, ona ve savunma durumundaki şuuruna kendisi zorla kabul ettiren dini bir etkiye karşı gösterdiği bu güvensizlik sağlam ve saygı uyandıran haklılık bulur. Gerçek ruhiliğin olduğu gibi, kültürün yolu da bilinç aydınlığının, şuurun genişlemesinin ve derinleşmesinin yoludur. Fakat kesin olarak, bu yol gerçek bir biçimde ancak, bilinç dışı etkileri karanlık karmaşalardan çıkarıp, onları daha kuşatıcı bir bilincin ışığıyla birleştirmeye çaba sarfedildiği ölçüde katedebilir. Daha mükemmel ifadesiyle söylersek, bu yolun bizde kontrolsüz bulunmaya devam eden fizik ve psikolojik bütün fonksiyonları yeniden bir vesayet altına alması gerekecektir. Dini ihtiyacı reddetme ve bastırmanın hiçbir anlamı yoktur. Hakimiyet altına alınabillmeleri için, bu tür saikin de, daha önceden gerçekten nasıl iseler o şekilde tanınmaları ve görevlerinin de eksiksiz bir tarzda, ruhi yapının bütünlüğü içine yerleştirilmesi gerekmektedir.

Kendisinden bahsetmiş olduğumuz dua refleksi, serisi çok yaygın olan dini bir canlılığın en silik ve en üstünkörü biçimi olarak tezahür etmektedir.

Şayet bizim muhakeme tarzımız doğru ise o zaman dua refleksini, kişisel bilincin kendi nihai boyutlarını, kendi en saklı güçlerini ve yine, bu güçlerden bazılarını kendisiyle bütünleştirip bazılarından da yararlanması geerektiğinin kendisine ait olduğunu, bilmemesinin bir işareti olarak değerlendirmek gerekecektir. Pek sık olarak bir sıkıntı anında, acizlik veya hastalık durumunda meydana gelmesi, yine bir tehlikeye veya bir suçluluk hissine cevap olmasına bakarak denilebilir ki, bu gibi durumlarda meydana gelen şeylere karşı koymak için normal şuur yetersizdir. Bilhassa "güçsüzlerin, hastaların veya yaşlıların yaptığıdır" diyerek, duayı hor görmek yerine, normal şuur güçlerinin aciz kaldığı durumlarda insana hayran olunacak bir güç ve kuvvet verdiği için, ona hayranlık duymak gerekir. Şayet insan varlığının nihai güçleri, zayıflığın aşikar olduğu yerlerde bu şekilde gerçekleşirse, sağlıklı kimseler henüz el değmemiş bir dış dünyanın daha şimmdiden dikkat çekici olan kuvvetlerini, tam bir bilinçlilikle, bu nihai güçler vasıtasıyla artırmaya razı olurlarsa ne kadar mutlu olacaklarını kendi kendilerine sorabileceklerdir." (Marinier, Dua: 22)

Müşrik olan Arapların dahi bir tehlike anında Allah'a dua ettiklerini görüyoruz:

"İnsana bir zarar dokunduğu zaman yanı üzerine yatarak yahut oturarak ya da ayakta durarak bize yalvarır. Fakat biz onun zararını ortadan kaldırdığımız zaman sanki kendisine dokunan zarardan ötürü bize hiç dua etmemiş gibi hareket eder." (Yunus: 12)

Kur'an bir çok yerde, müşrik Arapların hiç kurtuluş ümidi kalmayan bir tehlike içinde, özellikle deniz üstünde kaldıkları zaman dinlerini yalnız O'na özgü kılarak Allah'a dua ettiklerini görüyoruz:

"Dalga onları karanlık bulutlar gibi kapladığı zaman, din'i yalnız O'na özgü kılarak Allah'a yalvarırlar." (Lokman: 32)

"Müşrikler gemiye bindikleri zaman, dın'i yalnız Alllah'a özgü kılarak O'na yalvarırlar. Ancak onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen ortak koşarlar." (Ankebut: 65)

1 yorum:

  1. dua yı sadece basımız sıkıstığında değil her zaman etmeli...her zaman dua edebilmek ümidiyle güzel paylasım sağol kardeşim...
    YanıtlaSil

Uyarı: Yorumlar önce yönetici onayından geçmektedir. Reklam içerikli ve İslam Ahlakına aykırı yorumlar silinecektir. İyi niyetli yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Google hesabı olmayan arkadaşlar yorumlama biçimini Adı/URL seçip yorum yazabilirler. URL'yi boş bırakabilirsiniz.